6 Ekim 2012 Cumartesi

İşte Gerillanın Lice’deki Karakolu Düşürdüğü Anlar…

video
HPG gerillalarının 14 Eylül’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Tepe jandarma karakoluna yönelik düzenlediği eylemin görüntüleri Gerilla TV’de yayınlandı.

HPG’nin saat 18.40’da başlattığı saldırı sonucunda karakolda onlarca askerin öldüğü, bir tank ve bir panzerin imha edildiğini bildirdi. Görüntülerde, kamera çekiminin yapıldığı yerde bir gerilla Kürtçe konuşurken, bir diğeri Türkçe yaşananları anlatıyor.

Karakolun dumanlar içinde kaldığı, tüm mevzilerin düştüğü, askerlerin herhangi bir karşılık veremediği ifade ediliyor. Dördüncü dakikada karakolun alevler içinde olduğu açıkça görülürken, mevziler ve karakolun tamamen düştüğü belirtiliyor.


HPG Basın İrtibat Merkezi, bu eyleme ilişkin 16 Eylül günü yaptığı açıklamada gerillanın karakola yönelik “fedai eylem” gerçekleştirdiğini, 25 askerin öldürüldüğü bu eylemde bir tank, bir panzer ile 1’i A4 silahına ait olmak üzere 5 mevzi ve nizamiye kulübesinin imha edildiğini duyurmuştu. HPG-BİM, “fedai” eylemde gerillanın herhangi bir kayıp vermeden üslerine döndüğünü bildirmişti. Türk yetkililer, karakolun tamamen imha olduğu bu saldırıda 'bir askerin yaralandığını'!! iddia etmişti.
Görüntüler şu adreste yayınlandı: http://www.gerillatv.net/view_video.php?viewkey=87fcd52517084d614d17


ANF

YPG: Tehdit Nereden Gelirse Gelsin Halkımızı Koruyacağız


Qamişlo - Batı Kürdistan’ın askeri gücü Halk Savunma Birlikleri (YPG) yetkililerinden Sipan Hemo, “Saldırgan bir ordu değiliz, meşru savunmayı esas alıyoruz” derken Türklerle bir sorunlarının olmadığını ancak Kürt topraklarına yönelik olası bir müdahaleye üst düzeyde bir direnişle karşılık vereceklerini söyledi. YPG, “Kürdistan topraklarını savunmak için dünyayla da savaşırız” dedi.

Batı ve Türkiye destekli silahlı gruplar ile baskıcı Baas rejimi arasındaki savaş derinleşirken, yıllarca yok sayılan ve her türlü baskıya maruz kalan Kürtler ise Batı Kürdistan’da geçmişten ders alarak, kendi öz güçlerine dayanmayı tercih ettiler. Kendi kurumlarını oluşturarak, birçok kentte yönetimi ele geçiren halk, en büyük örgütlenmeyi de savunma alanında gerçekleştirdi. Bu siyasetleri sayesinde dünya gündemine giren ve bölgelerini savaşın dışında tutma becerisini gösteren Kürtler, savunmalarını Halk Savunma Birlikleri (YPG) adı altında yapıyorlar. 2004 yılından itibaren örgütlenme çalışmaları baskılara rağmen yürütülen ve 2011 yılında resmi ilanı yapılan YPG genç kadın ve erkeklerden oluşan yapılanmasıyla Batı Kürdistan’ın tek savunma gücü konumunda. Hem içte hem dışta gündemde olan ve askeri yapılanmasına hız veren YPG’nin yetkililerinden Sipan Hemo, hem YPG yapılanmasına hem de gündemdeki konulara ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

TÜM SINIRLAR YPG KONTROLÜNDE

*YPG Batı Kürdistan’ın tüm kentlerinde örgütlü mü, Batı Kürdistan sınırlarının tümü YPG tarafından mı korunuyor?

Bazı illerde diğerlerine göre örgütlülüğü az olsa da, bütün kentlerde YPG örgütlenmiş durumda. Dêrik’ten Efrin’e kadar Türkiye, Arap ve Güney Kürdistan sınırlarının hepsi YPG tarafından korunuyor.

DERİK’TE DE TUGAY OLUŞTURULACAK

* YPG güçlerinin sayısı konusunda bir rakam verebilir misiniz: Hangi yaş grupları YPG’ye üye olabiliyor, YPG içerisinde diğer halklardan katılımlar var mı?

Askeri sır olduğu için bir sayı belirtemiyoruz, ancak mümkün olduğunca çok kişiyi eğitmek istiyoruz. Batı Kürdistan’da 3 milyon kişi yaşıyor ve kaynayan bir bölgede bulunuyoruz. Bu nedenle savunma amacıyla gücümüzü büyütmek istiyoruz. Hedefimiz büyük, bir ordu oluşturmak istiyoruz. Bu kapsamda Efrin’de ve Qamişlo’da tugay oluşturduk, Derik’te de oluşturacağız.

YPG’ye 18-30 yaş grupları arasında bulunanlar katılabiliyor. YPG güçleri de bu yaşlardaki kadın ve erkek gençlerden oluşuyor. Neredeyse erkekler kadar kadınlar da katılım gösteriyor ve yoğun ilgi var.

YOĞUN KATILIM VAR

Güçlerimizi oluştururken, tüm Batı Kürdistan’ın savunma gücü olduğumuzu belirtmiş ve her halktan gençlere katılım çağrısında bulunmuştuk. Bu kapsamda Kürtlerin yanı sıra, Asuri, Ermeni gençler de YPG saflarına katılım gösterdi. Yine birçok Arap genci de katılmak için başvuru yapmış durumda. Yani diğer halklardan bir ilgi olduğunu belirtebiliriz, ancak istenilen düzeyde değil. Belki kaygıları vardır veya kendimizi tam anlatamamış olabiliriz. Fakat her halktan katılımların artması için çalışmalarımız devam ediyor. Bu kapsamda Dêrik, Kobanê ve Efrîn’de kurduğumuz başvuru merkezlerine yoğun ilgi gösteriliyor.

KADIN VE ERKEKLERDEN OLUŞAN 7 KİŞİLİK YÖNETİM

*YPG kendi içinde nasıl bir hiyerarşiye sahip?

YPG askeri sisteme göre örgütlenmiş durumda. Altan üste kadar emir-komuta sistemi söz konusu. 7 kişiden oluşan üst karargahımız var. Kadın ve erkeklerden oluşan bu 7 kişilik yönetim, bütün YPG güçlerinden sorumlu. Bu karargaha bağlı tugay düzeyinde bölge ve eyalet karargahları bulunuyor, onlara bağlı da daha küçük birimler var.

*Kuruluştan bugüne hangi zorluklarla karşılaştınız?


Suriye rejiminin 12 Mart 2004’te Qamişlo’da gerçekleştirdiği katliamın ardından, Batı Kürdistan gençliğinin askeri olarak örgütlenmesi ihtiyacı ortaya çıktı. Bu kapsamda bazı adımlar attık, ancak birçok zorlukla karşılaştık. Devletin saldırıları çok fazlaydı, birçok arkadaşımız tutuklandı ve akıbetleri hakkında şimdiye kadar da bilgi alamadık. O dönem çalışmalarımızda yer alıp da devlete esir düşen 30’dan fazla arkadaşımızdan hala haber alamıyoruz. Sağ olup olmadıklarını da bilmiyoruz. Çalışmalarımızı gizli yürüttük. “Arap Baharı” diye adlandırılan sürece kadar çalışmalarımızı böyle yürüttük.

HALK AYAKLANMALARI DAHA FAZLA ÖRGÜTLENME OLANAĞI SAĞLADI

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da başlayan ve Suriye’de devam eden halk serhildanları, bize de daha fazla örgütlenme olanağı sağladı. Alanımızı savunma ihtiyacı kapsamında, örgütlülüğümüzü genişlettik. Ancak çeşitli engeller de oldu. Bu engeller halk tarafından değil, siyasi yapılarca çıkarıldı. Halk bizi bağrına bastı, büyük destek verdi. Fakat, bazı siyasi yapılanmalar engel olmaya çalıştı. Belirtmemiz gerekir ki, hiç bir siyasi parti destek sunmadı. Kendi öz gücümüzle bu düzeye gelmemize rağmen, hala engel çıkarmaya çalışanlar var. Bazıları bizi siyasi çelişkilerin içine çekmek istiyor, bazıları bizi 'başka bir güç' olarak göstermeye çalışıyor. Ancak YPG, Batı Kürdistan’ın savunma gücüdür ve hiçbir siyasi oluşuma bağlı değil. Tek amacımız savunmadır.

“12 ŞEHİT VERDİK”

Kürdistan’daki bütün halkları koruma anlayışı ile hareket ediyoruz. Nerede bir saldırı varsa müdahale ediyoruz, sorunları çözmeye çalışıyoruz. Birkaç örnek vermek istiyorum. Halep’in Şêxmeqsud Mahallesi’ndeki katliama karşın, misilleme eylemlerimiz oldu. Efrin’de kim olduğunu dahi bilmediğimiz, öldürülen bir doktorun katillerini yakalayıp kamuoyuna açıkladık. Kobanê’de bir Kürt yurtseverin katledilmesine karşı, rejimin askeri üslerine yönelik sonuç alıcı eylemlerimiz oldu. Qamişlo’da Kürt gençlerinin tutuklanmasına karşı eylem gerçekleştirdik. Yine dış müdahalelere karşı genel bir direnişimiz söz konusu. Efrin’den Derik’e kadar devletin kurumlarına el koyduk ve sivil iradeye teslim ettik. Bu mücadelemiz boyunca 12 arkadaşımızı şehid verdik.

YÜKSEK KONSEYİ İNKAR ETMİYORUZ

* Halkın büyük desteğine karşın, bazı siyasi güçlerin engellerinin olduğunu belirttiniz. Bir süre önce de Kürt Yüksek Konseyi’nin kararlarının sizleri bağlamadığını açıkladınız, bu ne anlama geliyor? YPG bağımsız mı hareket ediyor?

Doğrusu askeri güçler siyasi perspektiften yoksun hareket edemezler. Başlangıçta hiç kimsenin bizi bir siyasi partiye bağlı göstermesini kabul etmedik. Olumlu ve ulusal bir adım olarak gördüğümüz Kürt Yüksek Konseyi’nin ilanından sonra, biz de YPG olarak sevincimizi paylaşıp irade olarak kabul ettik. Hala da konseyin Batı Kürdistan ve Kürt halkının birliği için gerekli görüyor ve geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Biz de savunma gücünün konseye bağlı olmasını istedik. Bu kapsamda onlarla toplantı gerçekleştirerek, resmi bir güç olarak halka hizmet etme, konseyin programına göre ve konseye bağlı hareket etme isteğimizi ilettik. Onlar da çok olumlu yaklaştılar. Ancak, pratikte bunlar gerçekleşmedi, destek vermediler. Biz de hiçbir şey yapmadan kalamazdık, çünkü planımızı yapıp çalışamazsak tasfiye olurduk. Bu nedenle bir açıklama ile konseyin kararlarının bizi bağlamadığını belirttik. Fakat, açıklamamız, konseyin inkarı anlamına gelmiyor. Şimdi de konseyi bir ihtiyaç olarak görüyoruz, ancak bizi resmi olarak kabul etmiyorlarsa, kapılarımızı onlara açamayız.

Açıklamalarımızdan sonra, konseyin yaklaşımında bir değişiklik gördük. Bizimle diyalog geliştirdiler, yeni bir toplantı yaparak, YPG’yi resmi olarak kabul etmek istediklerini belirttiler. Siyasi bir güce bağlı olmayı istiyoruz, ancak bu bir siyasi parti olmayacak.

WALİ CİNAYETİ KARANLIK BİR OLAY


* Bazı çevrelerin “YPG bir partiye bağlı” tartışmalarını yürüttüğü bir dönemde, Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi (ENKS) Üyesi Mahmud Wali Serêkanî’de bir suikast sonucu öldürüldü. Siz de olayın aydınlatılması için elinizden gelen her şeyi yapacağınızı duyurdunuz. Bu olaydan sonra Batı Kürdistan’da değişik partilerden size güvenliklerini sağlamaya dönük bir talep geldi mi, böyle bir talep gelmesi durumunda bunu değerlendirir misiniz?

Soru işaretleriyle dolu bir olay, biz de zaten hemen açıklama yaparak, olayı aydınlatmak için çalışacağımızı belirttik. Bu olay, Kürt Yüksek Konseyi’ne karşı yaptığımız açıklamadan bir gün sonra gerçekleşti. Dolayısıyla karanlık bir olay olarak görüyoruz. Belki herkes olayın nasıl gerçekleştiğini biliyor, fakat bizim için hassas bir durumdu. Kürt Yüksek Konseyi ile ilgili bazı çelişkilerimizi açıklamıştık, hemen sonrasında da bu olayın yaşanması gösteriyor ki bu sıradan bir olay değil. Konuya ilişkin araştırmalarımız devam ediyor. İç bir mesele ise asayiş güçleri aydınlığa kavuşturacaktır. Ama dış güçlerin işi ise biz de YPG olarak gerekli olanı yapacağız.

PARTİLER KENDİLERİNE BAĞLI GENÇLERİN YPG’YE KATILMASINI İSTİYOR


Bu olaydan sonra, bazı siyasi partilerle iletişimimiz oldu. Olumlu yaklaşımları söz konusu, kendilerine bağlı gençleri eğitmemizi ve YPG’ye katılmalarını istiyorlar. Herkesin şunu bilmesi gerekir ki PYD’den bahsetmiyorum, onun dışında bizimle doğrudan iletişime geçen partilerden söz ediyorum. Tabi bütün partilerin böyle davranmasını istiyoruz.

QAMİŞLO’DA FİNALİ YAPACAĞIZ

* Bazı güçlerce tartışılan Batı Kürdistan dışındaki güçlerle ilişkilerinizi de sormak istiyoruz. Bunlardan biri de Baas rejimi güçleri. Batı Kürdistan’da henüz kontrolü ele geçirilmemiş Qamişlo gibi şehirlerde YPG güçleri ile Esed güçleri arasında nasıl bir iletişim var?


Esed güçleri ile YPG’nin hiç bir iletişim söz konusu değil. Qamişlo’nun özel bir yeri var, halkın yönetimi ele alma sürecinin finalini burada yapmak istiyoruz. Ancak, bu adımımızın halka zarar vermesini istemiyoruz. Olumlu sonuçlar almak istiyoruz fakat, kayıplarımızın az olmasını hedefliyoruz. Her şeyin bir bedeli var, ama kaybımızı en aza indirgemek hedefindeyiz, hesabımızı buna göre yapıyoruz.

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU İLE İLETİŞİM VAR

*Peki, Özgür Suriye Ordusu gibi Suriyeli muhalif silahlı gruplarla ilişkiniz ne düzeyde?


YPG olarak, Özgür Suriye Ordusu’na saygı duyuyoruz, onları Suriye devrimcileri olarak görüyoruz. Kürtler gibi Araplara da büyük zulmeden rejime karşı savaşıyorlar. Onlarla iletişimimiz var. Ancak bir sorunumuz var ki o da siyasi muhalefetle ilgili, bu da Kürt iradesinin tanınması konusunda yaşanıyor. Suriye’ye gönüllü katkı sunmak istiyoruz, zorla değil. Kürtler çok bedel ödedi, eğer resmi olarak bir tanıma söz konusu olursa, Kürtler zaten halk serhildanları öncesinden beri rejime karşı savaşıyorlar.

*Qamişlo’da geçtiğimiz hafta düzenlenen bombalı saldırıda 8 kişi ölürken onlarca sivil de yaralandı. Saldırıyı Özgür Suriye ordusunun üstlendiği, hatta kentte eylemlerini arttıracakları tehdidinde bulundukları iddia edildi. Sivillere zarar veren bu tür eylemlerin artması durumunda tutumunuz ne olacak?

Kürdistan kentlerinde hiçbir gücün hiçbir şekilde yerleşmesini ve eylem yapmasını kabul etmiyoruz. Kürdistan halkının kendi savunma gücü var, dolayısıyla tüm güçlerden isteğimiz Kürdistan’ı üs olarak kullanmamalarıdır. Kim olursa olsun, bu tür eylemleri kabul etmiyoruz ve izin vermeyeceğiz. Bu olay üzerinde de duruyoruz.

KÜRDİSTAN TOPRAKLARINI KORUMAK İÇİN DÜNYA İLE SAVAŞIRIZ

*Selahaddin Eyyubi adlı bir grup tarafından da tehdit edildiğiniz söyleniyor? Böyle bir şey var mı, varsa bu grubun tehdit düzeyi nedir?

Doğrusu böyle bir şey duymadım. Öyle bir şey varsa ortaya çıksınlar. Biz buradayız ve açıkça Kürdistan toprağını koruyacağımızı belirtiyoruz. Başka bir yere gidip kimseye saldırmıyoruz. Ancak Kürdistan topraklarını savunmak için dünyayla da savaşırız. Kimseyle bir sorunumuz yok, eğer Özgür Suriye Ordusu ise, onların yeri belli ve rejime karşı savaşları kapsamında saygı gösteriyoruz. Ancak gelip Kürdistan toprakları üzerinde böylesi eylem yaparlarsa kabul etmeyeceğiz. Saklı değiliz ve hazırız, tehdit nereden gelirse gelsin, fedailer olarak halkımızı koruyacağız.

TÜRKİYE KÜRT TOPRAĞINA ADIM ATSA ÜST DÜZEY DİRENİŞ GELİŞİR


*Gündemde olan ve sizi de direk ilgilendiren bir konu da Türkiye ile Suriye arasındaki gerginlik. Türk Meclisi Suriye tezkeresini kabul etti. Bu Batı Kürdistan için de bir tehdit mi, Türkiye’den gelebilecek olası bir saldırıya karşı nasıl bir pozisyon içerisinde olacaksınız?

YPG olarak Türklerle bir sorunumuz yok. Türklere yönelik bir tehdidimiz olamaz ve bunu kamuoyuna açıkladık. Fakat Türk devletinin bazı girişimleri var. Türkiye havadan veya Suriye kentleri sınırlarından Suriye’ye müdahale ediyorsa, bizim bununla bir ilgimiz olmaz. Ancak, Efrin’den Dêrik’e kadar Kürdistan toprağıdır, tek adım bile atsa en üst düzeyde direniş göstereceğiz. Türk devleti iyilikten anlıyorsa Kürtler onlara dost olur, yok eğer, “Ayda bile bir Kürt varsa müdahale edeceğiz” diyorlarsa, o zaman biz de nasıl cevap vereceğimizi tüm dünyaya gösteririz.

SALDIRGAN BİR ORDU DEĞİLİZ, MEŞRU MÜDAFAYI ESAS ALIYORUZ

* Son olarak Uluslararası Kızılhaç Suriye’yi iç savaşın yaşandığı ülke olarak ilan etti. Bu durumda tüm çatışan taraflar için Cenevre Sözleşmesi geçerli. Siz resmi olarak bu sözleşmeye taraf olduğunuzu Uluslararası Kızılhaç’a beyan ettiniz mi?

Ne yazık ki Suriye iç savaşa doğru gidiyor. Her kesim silahlanıyor. Buna karşı tutumumuz Kürtleri bu sürecin dışında tutarak, öz savunma yapmaktır. Sorduğunuz soru daha önce de bize sorulmuştu. Şunu söylemem gerekiyor ki, biz sadece uluslararası sözleşmelere uymak amacıyla hareket etmiyoruz. Meşru savunma anlayışına sahibiz. Saldırgan bir ordu değiliz, meşru savunmayı esas alıyoruz. Bu doğanın bir kanunudur ve uluslararası sözleşmelere de uyuyor. Bu kutsal kanuna bağlıyız, geliştiriyoruz. 


ANF

Tezkerenin Hedefi Suriye Değil Kürtler

Engin Erkiner

 
Hükümete yabancı ülkelere yönelik askeri harekat iznini veren tezkere TBMM’den geçti.

Sorunların görüşmeler yoluyla çözümlenmesini isteyen çok kişi tezkereye ve savaşa karşı çıktı, bu amaçla gösteri yaptı.

Bunlar güzel gelişmelerdir ama...

Erdoğan ve AKP yine istediğini yaptı.

Gündemi değiştirdi, dikkati istediği noktaya çekti ve bu arada ana sorunu da perdeledi.

Öncelikle belirtmek gerek:

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik önemli bir işgal harekatına girmesi mümkün değildir.

Yapabileceği küçük sınır ötesi operasyonlar düzenlemek, topraklarına düşen top mermilerine karşı misillemede yapmak, Suriye’deki isyancıları desteklemek, MİT vasıtasıyla ülke içinde değişik faaliyetler göstermektir.

Bunları aylardan beri zaten yapmaktadır ve bunun için TBMM’den tezkereye ihtiyacı da yoktur.

Türkiye’nin aylardan beri yaptıklarının ötesinde Suriye’ye yönelik önemli bir askeri operasyona girmesi, ülkenin bir bölümünü işgale yönelmesi mümkün değildir.

Şu basit nedenle ki:

Suriye ile Rusya Federasyonu arasında saldırmazlık antlaşması vardır.

Rusya Federasyonu Tartus’ta büyük bir deniz üssüne sahiptir ve Suriye’nin şu veya bu oranda işgal edilmesine açık olarak karşıdır.
İran da aynı tutumda bulunmakla birlikte burada asıl önemli olan Rusya Federasyonu’dur.

Türkiye’nin Rusya ile askeri olarak boy ölçüşmesi mümkün olmadığına ve hükümet ve ordu da bunu iyi bildiğine göre; Meclis’ten geçen tezkereyi gereğinden fazla ciddiye almak, AKP ve MHP’nin ucuz kabadayılığına prim vermek olur.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Suriye’nin merkezinde bulunduğu 21. yüzyılın ilk dünya savaşına daha yakından bakalım.

21. YÜZYILIN İLK DÜNYA SAVAŞI

Dünya savaşı, küresel çapta etkinliği bulunan ülkelerin tamamının ya da önemli bir bölümünün bir savaşta karşı karşıya gelmeleri anlamına gelir.

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarından başlayarak büyük güçler arasındaki savaş değişmiş, doğrudan savaşın yerini temsilciler aracılığıyla savaş almıştır.

Nükleer silahların insanlığı yok edebilecek gücü nedeniyle büyük güçlerin açıkça karşı karşıya gelmesini birbiriyle rakip olanlar bile istemiyor. Büyük güçler topyekün savaş yerine belirli bölgeyle sınırlı olarak temsilcileri vasıtasıyla savaş yürütüyor, bölgedeki etkinliklerini artırmaya çalışıyorlar.

Bu savaşın bilinen örneklerinden bir tanesi 1970’li yıllarda Angola’da MPLA ile UNITA arasındaki savaştır. Ülkede egemenlik için savaşan iki örgütten ilki SSCB, ikincisi ABD yanlısıydı.

Güney Afrika’nın o zamanki ırkçı yönetimi ülkeye asker göndererek UNITA’yı desteklerken, Küba da askerleriyle MPLA’yı destekliyordu.

ABD ve SSCB de yandaşlarına her türlü askeri malzemeyi veriyordu.

Suriye’de ise durum şöyledir:

Bir tarafta Esad yönetimini destekleyen Rusya Federasyonu, Çin ve İran bulunurken; diğer yanda ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Türkiye bulunuyor. (İki tarafta bulunanların sayısı çoğaltılabilir ancak bu kadarı yeterlidir.)

Suriye’de ordu ile isyancılar arasındaki savaşta aktif yer alanlardan bir tanesi İran ise, diğeri Türkiye’dir.

Türkiye’nin aktifliğinin önemli bir nedeni İran ile bölgesel güç olma yarışı ise, diğeri de Ortadoğu’nun yeniden belirlenen etkinlik haritasında olabildiğince büyük yer tutmaktır.

İran ise Suriye’nin ardından sıranın kendisine geleceği bilinciyle tutumunu belirliyor.
AKP’NİN KABADAYILIĞI


Bu tabloda normal olmayan şudur:

AKP, kendisini Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme yıllarında, örneğin 15.-16. yüzyıllarda olduğunu sandığından olsa gerek, güçler dengesini gücünün üzerinde zorluyor.

Erdoğan ecdadının değişik kıtalardaki savaşından, "Suriye’yi işgal edebileceklerinden" söz ediyor.

ABD ve NATO ise ihtiyatlı konuşuyorlar, itidal tavsiye ediyorlar ve AKP’ye “haydi saldır, arkandayız” demiyorlar.

Herkes hesabını yapıyor, gücünü rasyonel şekilde değerlendiriyor ve ona göre tutum alıyor.

ABD, Rusya Federasyonu ile doğrudan savaşa girmeyi kesinlikle düşünmüyor.

Rakibinin bölgesel etkinliğini olabildiğince geriletmeyi hedeflerken ihtiyatı da elden bırakmıyor.

ABD bile böyle hareket ederken AKP’nin resmen horozlanması komik oluyor.

MHP ile birlikte bu horozlanmayı içerde halka pazarlayabilirler, ama ülke dışında durumu biraz olsun analiz edebilen insanları sadece güldürüyorlar.

GÜNDEM NASIL SAPTIRILIR?

Erdoğan ve AKP’nin tezkere ile gündemi saptırmayı başardığını kabul etmek gerek.

Gerilla karşısında aylardan beri başarı gösteremeyen ordu, tezkere sayesinde yeniden cengaver kimliğine bürünmüştür.
Tezkere’nin amacı Suriye ile savaşmak değildir.
Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olarak bugüne kadar yaptıklarından çok daha fazlasını yapabilmesi, açık işgale yönelmesi mümkün değildir.

Böyle bir yönelimi ABD bile desteklemez.

Savaşa karşı protestolar olmayan bir tehlikeye, Suriye ile savaşa karşı çıkmaya yöneltilmiş, bu arada asıl amaç gölgede kalmıştır.

O zaman tezkerenin asıl amacı nedir diye sorulabilir.

Tezkerenin asıl hedefi Suriye değil, Kürtlerdir.

Tezkerede askeri harekatın hedefi olacak “yabancı ülkeler”den söz ediliyor, özel olarak Suriye belirtilmiyor.

Bu ülkelerden bir tanesi Suriye’dir ve öteki ülkenin Irak olduğunu anlamamak ise mümkün değildir.

Yunanistan, Rusya Federasyonu ya da İran olamayacağına göre, başka hangi ülke olabilir?

Türkiye, ABD ile anlaşırsa Irak’a yönelik geniş kapsamlı askeri harekata girebilir.

Sınır ötesi operasyonlar, bombalamalar zaten sürekli olarak yapılmaktadır.


BATI KÜRDİSTAN’DA DURUM

Tezkerenin ikinci hedefi Batı Kürdistan’dır.

Türkiye bu bölgede özerkliği kabul etmeyeceğini açıklamıştır.

Batı Kürdistan’a müdahalenin iki yolu vardır:

Birincisi; tampon bölgedir.
Türkiye aylardan beri sınırın Suriye tarafında Kürtlerin bulunduğu alanın bir kısmını da kapsayan "tampon bölgenin gerekliliğini" savunuyor.

Tampon bölge demek, rejime karşı savaşan muhalif güçlerin bu bölgede yoğunlaşması, Esad güçlerinin giremediği bu alanı askeri olarak çıkış yapılan asıl alan olarak kullanmasıdır.

Çok parçalı Suriye muhalefeti de Kürtlerin özerkliğine karşıdır.

Muhalefet tampon bölgede yoğunlaştığında, bu alandaki Kürtlerin özerk örgütlenmesini de bastırmaya yönelecektir.

Türkiye’nin tampon bölgedeki hesabı budur.

İkincisi; savaşın pat durumundan çıkması ve bir tarafın belirgin olarak ağır basması durumunda, ağır basan tarafla Kürtlere karşı anlaşmaktır.

Bu taraf muhalefet olursa, Kürtlere saldırmaları kışkırtılacak ve destek olunacaktır.

Esad tarafı ağır basarsa, Türkiye’nin Kürtlere karşı Esad ile anlaşmaya yönelmesi uzak bir ihtimal değildir. Sonuçta böyle bir anlaşma iki tarafın da yararınadır.

TÜRKİYE’NİN BATI KÜRDİSTAN’DAKİ ROLÜ

Esad yönetimi yıllarca Kürtlerin önemli bir bölümünün vatandaşlık haklarını bile tanımamıştı.

Ülkedeki dışarıdan da desteklenen ayaklanma karşısında sıkışınca önce zorunlu olarak vatandaşlık haklarını tanıdı. Yetmedi, ordu birliklerinin Halep’e çekilmesi gerektiğinden ve ek cephe açmamak düşüncesiyle Kürtler Suriye ordusu tarafından önemli oranda hedef alınmadı.

Ortaya çıkan boşluğu değerlendiren Kürtler de değişik yerleşim birimlerinde yönetimi ele geçirdiler.

Bu durum geçicidir ve Batı Kürdistan’da Kürtlerin kendi silahlı güçlerini süratle oluşturmaktan başka güvencesi yoktur.


AKP kurmayları Batı Kürdistan’ın ortaya çıkmasında kendi rollerini gördükçe sinirden kendi kendilerini yiyorlardır.

Suriye’de merkezi yönetim önemli oranda zayıflamadan Batı Kürdistan’da özerklik ortaya çıkamazdı. Esad yönetiminin otoritesinin zayıflamasında Türkiye etkili olmuş ve hiç istenmeyen bir sonuç ortaya çıkmıştır.

Bu durum, AKP kurmaylarının dış politika konusunda ne kadar “uzman” olduklarını da gösteriyor.

Kürt sorununda olduğu gibi dış politikada da AKP’nin uzun vadeli planı yoktur. Büyük işlere heveslenmekte, bir takım alanlara dalışlar yapmakta, hüsrana uğrayınca da gündem değiştirerek kendini kamuoyuna başka türlü satmaya çalışmaktadır.

MİT’in yıllardan beri Suriye’de iyi örgütlü olduğu dikkate alınırsa, AKP’nin bu ülke hakkında bilgi eksiği bulunmadığı söylenebilir.

Eksik olan; bilginin değerlendirilmesi, bilginin değişik elemanlarının iç ilişkilerinin bulunması ve buradan hareket ederek belirli bir eylem yapıldığında bunun muhtemel sonuçlarının hesaplanmasıdır.

Ülke içinde kendinizi satmayı becermeniz, ülke dışında başarılı olmak anlamına gelmiyor.

Sonuçta savaşa karşı olan, barış isteyen herkesin daha dikkatli olması, AKP’nin adımlarını iyi değerlendirmesi, karartılmaya çalışılan gerçek hedefleri sergilemeye önem vermesi gerektiğini belirteceğim.