23 Haziran 2012 Cumartesi

FLAŞ: HPG Anakarargah'ından Detaylı Hakkari-Dağlıca Açıklaması


Behdinan - HPG Anakarargah Komutanlığı, Hakkari’de yaşanan çatışmaların ayrıntılarını açıkladı. Genelkurmay’ın açıklamasının doğruları yansıtmadığını ifade eden HPG, sadece 8 normal askerin ölümün açıklandığını, ölen paralı askerlerin gizlendiğini belirtti. HPG, 30-40 km’lik bir alanda yaşanan çatışmaların Güney Kürdistan’daki gerilla güçleriyle ilgisi olmadığını, Eylemin Zagros eyalet güçleri tarafından gerçekleştirildiği bildirildi.

HPG Anakarargah Komutanlığı, 19 Haziran’daki gerilla eylemi ve sonuçlarına ilişkin detaylı bir açıklamada bulundu. HPG, eylemin sınırın hangi tarafından olduğu, hangi güçler tarafından eylemin gerçekleştirildiği, Türk ordusunun kayıpları, çatışmalar sırasındaki pozisyonu ve gizlenen asker ölümleri konusunda önemli bilgiler verdi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Önderliğimizin ve Hareketimizin bütün barışçıl çabalarına rağmen Kürt sorununu şiddetle ortadan kaldırmayı kararlaştıran AKP hükümetinin, İmralı’da Kürt Halk Önderliği’ne, siyasi alanda Kürt siyasetçilerine, sokakta Kürt halkına ve tüm Kürdistan’da gerilla güçlerimize karşı geliştirdiği saldırılar topyekun yok etme savaşının kapsamlı bir biçimde sürdürülmesidir. Bu yok etme savaşının bir parçası olarak güçlerimize karşı operasyon hazırlığında bulunan ve paralı-özel ordu mensuplarının bulunduğu Şitazin, Oramar ve kısmen Rubarok askeri güçlerine karşı güçlerimiz tarafından 19 Haziran sabahı başlayan bir devrimci harekat gerçekleştirilmiştir.

GERİLLA NEDEN BÖYLE BİR EYLEM YAPTI?


Bugün normal hukuk yerine sömürgeci savaş hukuku gereğince İmralı İşkence Sistemi ile birlikte siyasi soykırım, faşizan uygulamalar ve Kürdistan’daki katliamları hiç kimse normal gösteremez. AKP öncülüğündeki Türk devleti bir taraftan yoğun bir savaş yürütürken, öbür taraftan kapsamlı bir manipülasyon ve psikolojik savaş çalışmasıyla her şeyi normalmiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Böylece yürüttüğü savaşa ulusal ve uluslararası düzeyde meşruiyet kazandırmak istemektedir. Milliyetçi, ayrımcı ve despot bir zihniyetle Roboskî’de, Urfa Cezaevi’nde ve Kürdistan sokaklarında gerçekleşen işkence ve katliamlar açıkça gözler önündedir. Başta İmralı’da olmak üzere Kürt halkına karşı her alanda hukuki, siyasi ve emniyet güçlerince yürütülen operasyonel devlet terörü ile gerilla güçlerimize karşı aralıksız sürdürülen yok etme operasyonları böyle bir devrimci harekatla cevap vermemizi kaçınılmaz hale getirmiştir. AKP devletinin Kürdistan’da yoğunlaştırdığı katliam ve yok etme politikasına rağmen, “PKK Dağlıca’da neden böyle bir eylem yaptı” diyenler ya gerçeği görmeyenler ya da gerçeği bilinçli bir biçimde çarpıtanlardır.
SÖMÜRGECİLİĞİN HİÇBİR SALDIRISI KARŞILIKSIZ KALMAYACAK

Açık ki bu şiddeti hareketimiz değil, AKP hükümeti gündeme koymuş, şiddet yoluyla hareketimizi tasfiye etmeyi ve Kürdistan halkını teslim almayı önüne koymuştur. Esas stratejisi budur. Geliştirilen diğer bütün açıklamalar ve çözüm yaratma umutları tümüyle bu stratejiye hizmet için kullanılan psikolojik savaş yöntemleridir. Pervasızca yürüttüğü psikolojik savaş yöntemleriyle kendisince örgütlü halkta ve temsilcilerinde zafiyet, parçalanma, çözülme ve son darbeyle de teslim almayı hesaplamaktadır. Bunun için her türlü kirli yöntemi mubah görenler bilmeli ki, Kürt halkının ve onun özgürlük güçlerinin de bütün bu saldırılara karşı halkını ve kendisini savunma hakkı vardır.

Kürt halkına ve Hareketimize karşı ilan edilen topyekun savaşa karşı savunma hakkı evrensel bir hak olarak var olmanın ve varlığını korumanın doğal bir gereğidir. Savaşta ısrar eden, Kürdistan Özgürlük Gerillaları olarak biz değil, AKP hükümetidir. Biz AKP’nin saldırılarına karşı savunma savaşını yürütmek durumundayız. Kürdistan Özgürlük Gerillası, sömürgeci-faşist saldırılara karşı kendini, halkını ve bağlı olduğu değerleri sonuna kadar savunacaktır. Bu savunma savaşını yürütecek güç ve kudrete sahip olan tüm HPG güçleri, bundan sonra da sömürgeciliğin hiçbir saldırısını karşılıksız bırakmayacaktır. Her türlü saldırıya karşı kutsal savunma hakkını sonuna kadar kullanacak olan Kürdistan Özgürlük Gerillası, topyekun saldırıya karşı halkımızın büyük tarihi direnişiyle zafer kazanmayı bilecektir.

GENELKURMAY’IN AÇIKLAMASI DOĞRULARI YANSITMIYOR

19 Haziran günü sabah saat 04.00 sıralarında başlatılan bu harekat gün boyunca sürdürülmüş, yoğunluklu çatışmalar 20 Haziran gününün sonuna kadar da devam etmiştir. 2 günlük bu yoğun çatışma ortamında güçlerimiz öngörülen planlama çerçevesinde hedeflerine varmış, önemli sonuçlar elde etmiştir. Bu konuda Türk Genelkurmaylığı’nın yapmış olduğu açıklama önemli oranda gerçekleri ifade etmemekte ve doğruları yansıtmamaktadır. 109 asker kaybı kesin olmakla birlikte daha fazla kayıpların da olduğu da mutlaktır. Genelkurmay özel olarak 2’si Kürt 8 normal askeri kamuoyuna açıklamış ama tasfiye edilen paralı askerlerin ölümünü kamuoyundan özenle gizlemiştir.

40-50 KM’LİK SAHADA ÇATIŞMALAR YAŞANDI

Gündüz yapılan bu eyleme, yakın olan Yüksekova Tümeni’nden yoğun bir biçimde kobra saldırıları desteğinde skorskylerle araziye indirme yapılarak müdahale edilmek istenmiştir. Ancak Türk ordusu, güçlerini indirmek istediği bütün noktalarda darbe almış, gerillalarımız tarafından indirmeye müsaade edilmemiştir. Bu çatışma sürecinde toplam olarak 4 skorsky düşürülmüş, 3 kobra ile 6 skorsky ise darbe alarak merkezlerine zorunlu iniş yapmışlardır. Çarçela ve Cîlo dağları boyunca 40-50 km’lik sahada 19 ve 20 Haziran günlerinde arazi üzerinde yaşanan geniş kapsamlı çatışmada güçlerimiz yüksek performans göstermiş ve Türk ordusunu geri püskürtmüştür.

TÜRK GÜÇLERİ SADECE İKİ YERDE İNDİRME YAPABİLDİ

Sadece 2 yerde indirme yapabilen Türk ordu güçleri gerillanın kuşatması altında kalmış, ancak gece karanlığında ve hava saldırıları desteğinde geri çekilme yaparak kendilerini kurtarmış ve araziyi terk etmişlerdir. Bu geniş arazinin tüm zirveleri halen gerillanın denetiminde bulunurken, Türk ordusu ise 5 günden bu yana sergilediği tüm çabalara rağmen karadan Şitazin ve Oramar Taburlarına ulaşamamıştır. Şuanda Şitazin ve Oramar Taburu’na sadece havadan ulaşım sağlanılmaktadır. Karadan ulaşım hatları ise hala güçlerimizin denetiminde bulunmaktadır.

TONLARCA AĞIRLIKTA BOMBALAR ATILDI

Geçen 5 gün boyunca tüm çabalara rağmen Cîlo ve Çarçela dağlarında etkinlik sağlayamayan Türk ordusu, 4 gün boyunca yüzlerce uçak sortisi ve karadan toplarla Çarçela ve Cîlo alanlarına saldırmıştır. Tonlarca ağırlıktaki bombanın kullanıldığı bu saldırılar yer yer devam etmektedir. Yine Oramar ve Şitazin’da içine girmiş olduğu kıskaçtan kurtulmak için Küçük-Büyük Garê ve Ertuş gibi Çukurca kırsalına, yine Zap, Metîna, Xakurkê, Haftanîn, Avaşîn ve Garê alanlarına yapmış olduğu yoğun top ve uçak saldırısıyla sonuç almak istemektedir.

Mevcut durumda çok geniş bir araziye yayılmış olan bu savaş düzeyini, sanki sadece bir karakolun basılarak 8 askerin öldürüldüğü bir olaymış gibi yansıtmak Türkiye ve Dünya kamuoyundan gerçekleri gizlemekten başka bir şey değildir. Özellikle Türk basını bu yalana ortak olarak psikolojik savaşın birer aracı rolündedir. Halktan ve kamuoyundan savaşın gerçek sonuçları gizlenmektedir. Gerçekler çok daha farklıdır.


BU EYLEMİN GÜNEY KÜRDİSTAN’DAKİ GÜÇLERLE İLGİSİ YOK, CİLO’DAN HAREKETE GEÇİLDİ

Özellikle bu harekatın Güney Kürdistan’da üstlenen güçlerimizle hiçbir alakası yoktur. Harekatın ilk başladığı Şitazin alanı kuş uçuşu olarak sınırdan 15 km uzak olup, bu eylemi yapan güçler daha çok sınırdan 30-40 km uzaklıkta bulunan Cilo Dağı tarafından harekete geçmişlerdir. Nitekim çatışmaların Güney Kürdistan sınırları içerisinde değil, 30-40 km içeride olan kesimlerde yürütülüyor olması bunun açık göstergesidir. Bu eylemi yapan Zagros eyalet güçleri olup şuanda da kendi alanlarında bulunmaktadırlar. Bunu Türk Genelkurmaylığı ve AKP hükümeti çok iyi bilmektedir ama buna rağmen gerçekleri çarpıtarak gerillanın Güney’den sınırı geçip bu eylemi yaptığı ve geri döndüğü biçiminde yansıtmaktadır. Bu, güçsüzlüğünü kamuoyundan gizlemenin kurnazca bir yöntemi olurken aynı zamanda gerçekleri tersyüz etmektir.

Tüm yurtsever Kürdistan halkı ve Kürdistan halkının dostlarını, AKP hükümetinin topyekun savaşına ve psikolojik savaş yöntemlerine karşı mücadele etmeye, yükselen direnişe katılmaya, tüm Kürdistan gençliğini direniş kalesi olan gerilla saflarına katılmaya ve Türk ordusuna askerlik yapmamaya, askere gitmemeye çağırıyoruz.

Bu önemli devrimci harekatta, yüksek bir fedai ruh ve büyük bir kahramanlıkla rol üstlenen ve görevlerini yaparken büyük bir direniş sergileyerek kahramanlık destanları yaratan 14 yiğit Kürt evladı şehit düşmüştür. Tüm Kürdistan halkı önünde bir kez daha söz veriyoruz ki, bu kahraman şehitlerimizin anısını Önder Apo’yu ve Kürdistan’ı özgürleştirerek yaşatacağız. Onların büyük fedai ruhu, mücadelemizin zaferini müjdelemektedir. Kürdistan Özgürlük Gerillası, onların bu fedai ruhuyla zafere ulaşacaktır.”


ANF

'Güvenlik Zirvesi' İkinci Kez Toplanıyor

Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye’nin düşürdüğü savaş uçağına ilişkin yapılan toplantının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yeniden “Güvenlik zirvesi” yapılacak.

Türk Hava Kuvvetleri'ne ait RF-4E tipi keşif uçağı, Cuma günü Suriye ordusu tarafından vurularak düşürüldü. Uçağın iki pilotunun bulunması için ortak arama devam ederken, Dışişleri Bakanlığı’nda konuya ilişkin kritik toplantı yapıldı.

Toplantıya Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun yanı sıra Genelkurmay İkinci Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve çok sayıda üst düzey bürokrat katıldı.

Toplantının ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yeniden “güvenlik zirvesi” yapılacağı açıklandı. Edinilen bilgiye göre akşam saatlerinde yapılacak toplantı sonrasında Türkiye’nin Suriye’ye karşı tavrı açıklanacak.


Bugün aynı zamanda Türk Dışişleri Bakanlığında bir toplantı  yapılmış ancak toplantının ardından hiçbir açıklama yapılmamıştı.

ESP: O Uçağın Suriye'ye Gönderilmesi Provokasyondur


Suriye tarafından düşürülen Türk savaş uçağına ilişkin yazılı bir açıklama yapan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), “O uçak Suriye hava sahasında ne arıyordu” diye sordu, uçağın savaş tehdidi altında olan bir ülkeye gönderilmesinin provokasyon olduğunu kaydetti.

ESP açıklamasında şu ifadeler yer aldı: "Suriye, 6 aydan bu yana Katar, Suudi Arabistan, Libya, ABD ve Türkiye tarafından silahlandırılan Hür Suriye Ordusu saldırılarıyla iç savaşa doğru sürükleniyor. 'Hür Suriye Ordusu' isimli işbirlikçi çetenin Hatay'da üslendirildiğine, silahlandırıldığına ve kamplarının Türkiye topraklarında bulunduğuna dair sayısız haber, ifade ve bulgu vardır. Türkiye Suriye'deki gerici iç savaşın bir tarafı haline gelmektedir. Selefi silahlı grupları desteklemektedir. Diğer taraftan Suriye ABD'nin açık savaş tehdidi altında bulunan bir ülkedir. F-4 tipi savaş uçağının bu koşullarda Suriye üzerine yollanması açık bir savaş kışkırtıcılığı ve provokasyondur. Öncelikle açıklanması gereken; bu savaş uçağının kimin kararıyla ve hangi amaçla Suriye topraklarına gönderildiğidir."

Halkların, AKP iktidarının Suriye'ye yönelik savaş kışkırtıcılığı politikasından rahatsız olduğunu ifade eden ESP, "Uçağın düşürülmesi olayının kardeş Suriye halklarına yönelik bir savaş girişimine vesile edilmesinden endişelidir. Daha şimdiden emperyalist Batı güçlerinin bu olayı Türkiye'yi savaşa kışkırtmak için kullandığı da açığa çıkmıştır" diye belirtti.

Türkiye'nin, Suriye'ye yönelik emperyalist müdahalenin parçası olmaması gerektiğini belirten ESP, AKP Hükümeti'ne "Suriye'ye yönelik savaş kışkırtıcısı siyaseti terk et" çağrısı yaptı.

ESP, savaş uçağının neden Suriye topraklarına gönderildiğinin de açıklanmasını isterken "Tüm devrimci demokrat, ilerici ve sosyalist kuvvetleri savaş kışkırtıcılığına karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz" diye ekledi.


ANF

HPG ve TİKKO Gerillalarından Ortak Eylem

Kürdistan’da süren askeri operasyonlar ve gerilla eylemleri hakkında açıklamada bulunan HPG, Dersim’de TİKKO gerillalarıyla ortak eylem gerçekleştirdiklerini duyurdu.

Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Amutka karakoluna yönelik 22 Haziran günü saat 15.00’da TİKKO gerillalarıyla ortak bir eylem gerçekleştirildiğini belirten HPG Basın-İrtibat Merkezi (HPG-BİM), eylemde karakol nizamiyesi ve kariyerin vurulduğunu bildirdi.

Eylemdeki Türk ordu kayıplarının tespit edilemediğini ifade eden HPG-BİM, Türk ordusunun ölü ve yaralılarını skorsky helikopterle alandan uzaklaştırdığını kaydetti. Açıklamada ayrıca Türk ordusunun Amutka karakolu çevresinde başlattığı operasyonun halen devam ettiğini bildirdi.

12 saatlik yol kontrolü

21 Haziran günü saat 20.00 sularında bir istihbaratı değerlendiren gerillaların Bitlis-Diyarbakır yolu üzerinde kimlik ve yol kontrolü gerçekleştirdiğini duyuran HPG-BİM, yol kontrolü esnasında kontraları taşıyan bir aracın kontrol noktasında bulunan gerillaların üzerine giderek ateş açtığı kaydedildi.

“Gerillalarımız araçta bulunan 1 kontrayı öldürmüş, 1 kontrayı da yaralamıştır” denilen açıklamada ayrıca devlete ait 1 iş makinesinin de yakılarak imha edildiği bildirildi.

Açıklamada “kültürel asimilasyona aracı olan 2 öğretmen ile 1 asker gerillalarımız tarafından gözaltına alınmıştır” denilirken, Türk ordusunun 22 Haziran sabahı alanda başlattığı operasyonun gizli birliklerin keşif ve pusulama faaliyetleri şeklinde devam ettiği kaydedildi.

Diyarbakır’da eylem

HPG-BİM açılamasında Amed’in Dağkapı ilçesinde gerillaların 1 polis aracına yönelik eylem gerçekleştirdiği de bildirildi. “21 Haziran günü saat 22.30’da Diyarbakır’ın Dağkapı ilçesinde 1 polis aracına yönelik gerillalarımız tarafından bir eylem gerçekleştirilmiştir” denilen açıklamada ölü ve yaralı polis sayısının gerilla güçlerince tespit edilemediği belirtildi.

Yüksekova’da çatışma

Öte yandan HPG-BİM, Hakkari’nin Gever (Yüksekova) ilçesinde gerillalar ile Türk ordu birlikleri arasında bir çatışmanın yaşandığını bildirdi. HPG-BİM, 21 Haziran günü saat 20.45 sularında Gever ilçesine bağlı Dêlezê karakolu yakınlarında yaşanan çatışmadaki ölü ve yaralı asker sayısının tespit edilemediğini belirtti.

Zorkun patlamasıyla ilgimiz yok

Geçtiğimiz günlerde Osmaniye’nin Zorkun yaylası yakınlarında yaşanan bir patlama sonucunda 1 gencin yaralanması olayı hakkında bilgi veren HPG-BİM, bu olayla hiçbir ilgilerinin olmadığını kaydetti.

Yaşanan patlama ardından Türk basını bu olayın HPG gerillaları tarafından yapıldığını iddia etmişti. HPG-BİM, patlamanın gerçekleştiği alanın Türk ordu askerlerinin sürekli pusulama faaliyet yürüttüğü bir alan olduğuna dikkat çekerken, olayın gerilla güçleriyle hiçbir ilgisi olmadığını kaydetti. 


ANF

Türk F4'leri Suriye'ye PKK İçin mi Gitti

Mehdi Atay
 
 
İngiliz Kraliçesi Elizabeth önümüzdeki hafta, tahta çıktığı günden bu yana belki de en çok başını ağrıtan konuların başında gelen Kuzey İrlanda'ya gidiyor. Kraliçe'nin tahta çıkışının 60. yılı kutlamaları kapsamında yapılacak gezi İrlanda-İngiltere barışının belki de son sahnesi olacak. Sinn Fein lideri Gerry Adams'ın deyimi ile “Bir zamanlar IRA'nın başı Martin McGuinness ile Britanya askeri güçlerinin başı Kraliçe Elizabeth beraberlik için el sıkışacak...”

Dünya siyasetinin temel problemlerinden biri daha bu el sıkışma ile son buluyor. Kraliçe uzun bir zamandır İngiliz Hükümetleri tarafından IRA ile yürütülen barış görüşmelerine son noktayı koyarak barışı resmen ilan ediyor.

Kuzey İrlanda-İngiltere savaşı muadili bir çok çatışmaya-savaşa örnek gösterilen bir çözüm süreci ile bu noktaya geldi. Benzer çatışmaların barışa kavuşturulabilirliği konusunda da umut oldu.
İngiliz Kraliçesi, en ciddi düşmanı ile barışmak için onun evinde el sıkışmaya hazırlanırken AKP Hükümeti'nin bölgesel tehdit içeren savaş söylemi sıcak bir çatışmaya zemin oluşturabilecek bir gelişmeye neden oldu.

Türk Başbakanı Tayyip Erdoğan G20 zirvesi için bulunduğu Meksika'da ABD Başkanı Barack Obama ile görüştü. Erdoğan'ın Obama ile Kürt savaşı için silahlı insansız hava aracı alımı ile Suriye rejimine yönelik ortak alınacak tavırları görüştüğü açıklandı. Yani Erdoğan'ın ABD ile savaş iş birliğini yoğunlaştırma çabasının hat safhada olduğu gizlenen bir durum da değil.

Türk Başbakan'ın Brezilya'dan dönüş yoluna çıktığında, Türk savaş uçakları tam teçhizat silahlanarak Akdeniz üzerinden Suriye'ye yöneldi. Kısa bir süre önce yine aynı silahlarla bir başka sınırı geçen Türk savaş uçakları cebinde TC kimliği taşımak zorunda bırakılan 34 Kürdü bombalayarak katledip kalktıkları üslerine geri dönmüştü.

Ancak bu kez böyle olmadı. Suriye tam teçhizatlı bir biçimde kendi kara sularında alçak uçuş yapan bir Türk savaş uçağını düşürdü.

Şam bu tavırla uzun bir süredir “muhalefeti silahlandırarak iç işlerine müdahale etmekle suçladığı” Türkiye'ye karşı savaş pozisyonunda olduğunu çok net bir biçimde gösterdi. Suriye, Türkiye'nin kendisine yönelik husumet yüklü politikalarına karşı tavrını “alçak uçuş yapan savaş uçağını düşürdük kime ait olduğuna daha sonra baktık” açıklamasıyla diplomatik nezaketin de ötesinde bir savaş diliyle izah etmeyi uygun buldu. Suriye'nin açıklamasına egemen olan bir suçluluktan ziyade, suç üstü yakaladığı bir suçluyu etkisiz hale getiren bir üslup egemen.

Ankara'nın yarım ağızla da olsa Kandil'e sefer hazırlıklarının alttan alta sürdüğünü dillendirdiği bir sırada düşürülen F4 savaş uçağının silahlanmış bir biçimde Suriye hava sahasında ne yaptığı, hangi amaçla orada olduğu henüz açıklanmış değil. Söz konusu bölgenin Suriye topraklarında askeri üssü bulunan Rusya ve yine bir bölge ülkesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yoğun bir biçimde kontrol altında tutulduğu düşünülürse Türk F4'ünün bu bölgede ne amaçla alçak uçuş yaptığı bir muamma değil.

Beşer Esed rejimine karşı olduğunu yüksek sesle dile getiren Erdoğan, Suriye'de yaşanacak bir rejim değişikliğinden bu bölgede yaşayan Kürtler'in de konumlarını farklılaştırarak çıkacağını biliyor. Ankara'nın kendi kontrolünde olmasını istediği bu değişimde en etkili rakibinin PKK olduğu da açık. Erdoğan'ın Suriye üzerindeki baskıcı politikalarının asli amacı PKK'nin bu ülkede yaşayan Kürtler üzerindeki siyasal etkisine müdahale olanaklarını yaratma çabasıdır. 1 Mart tezkeresi ile Güney Kürdistan'da sürece ortak olma şansı elinden alınan Erdoğan, Suriye'de yaşanacak olası dönüşümlerde PKK'yi kendisine en güçlü rakip olarak görüyor. Bu nedenle Erdoğan'ın Şam yönetimine yönelik saldırgan tutumunun altında burada yaşayan örgütlü Kürt muhalefetine yönelik gözdağı saklıdır. Türk F4'lerinin bu bölgede Kürt muhaliflerin dolayısıyla PKK'nin faaliyetlerini gözlediği çok açık.

Yine de diplomatik olarak AKP Hükümeti'nin resmi bir açıklama yapması bekleniyor. Ancak, olayın üzerinden 24 saat geçmesine karşın, Erdoğan'ın dönüşünde havaalanında yaptığı kifayetsiz ve izahtan çok gizleme çabasında olduğunu gösteren “açıklaması” ve hemen ardından toplanan güvenlik zirvesi sonrası dağıtılan hamasi bildirinin dışında Ankara'da derin bir sessizlik var. Görünen o ki Erdoğan pazar gününü de bu sessizlikle geçirecek.

Hükümet pazartesi günü yapılacak bakanlar kurulu toplantısına kadar kamuoyuna bir izah yapma ihtiyacı duymayacak.

Suriye tarafından düşürülen savaş uçağının da aralarında olduğu Türk Hava Kuvvetleri savaş filosu 21 Ağustos 2011'de Güney Kürdistan Ranya'da yedi kişilik bir aileyi katletti. Aralarında bir yaşında bir çocuğunda olduğu yedi kişiyi kimin katlettiği açıklanmadı. Kimse bu suçtan dolayı yargılanmadı. Aynı savaş uçakları 28 Aralık 2011'de de Roboski'de 34 Kürdü bombalayarak katletti. Bugüne kadar bu katliamı kimlerin gerçekleştirdiği açıklanmadı.

Savunmasız Kürt halkına karşı katliam yapmayı vakayı adliyeden sayan Türk savaş pilotları bu kez Suriye hava sahasına tam teçhizatlı bir alçak uçuşla dalış yapınca bu davranışın savaş gerekçesi olduğundan hareket eden Suriye ordusu tarafından düşürüldü.

Kışanak En Önemli Soruyu Sordu: O Uçağın Orada Ne İşi Vardı?

BDP Eşgenel Başkanı Gültan Kışanak, Suriye tarafından düşürülen Türk savaş uçağına ilişkin yaptığı açıklamada, uçağın neden Suriye hava sahasında olduğunu sorarak, “Hükümetin izlediği bu müdahaleci, askeri operasyon yanlısı politikayı sürdürebilme kabiliyetinin olmadığı da açığa çıkmıştır” dedi.

BDP Eşgenel Başkanı Gültan Kışanak, şu açıklamada bulundu: "Bunun ne kadar tehlikeli ve riskli bir politika olduğu dün yaşananlarla ortaya çıkmıştır. Öncelikle Türkiye'nin bu müdahaleci, askeri operasyon yanlısı ve bunu da Türkiye eliyle yapma heveslisi olmaktan kurtulması gerekmektedir. Dün yaşadığımız olay gerçekten üzüntü veren, olmaması gereken bir durumdu. Ancak bu, Türkiye'nin Suriye, Ortadoğu politikasını sorgulamamıza vesile olabilecek önemli bir gelişmedir. Tüm Türkiye kamuoyunun, AKP Hükümeti'nin bu politikalarını sorgulaması gerekiyor. Başımıza ne dertler açacağı, Türkiye'yi nerelere sürükleyeceğinin bir işareti olmuştur.”

Olayın kendisinin karşısında Ankara'nın, iktidarın içine girdiği acziyetin de başka bir problem olduğunu ifade eden Kışanak, şöyle konuştu: “Saat 12.00 gibi uçağın radarla bağlantısı kesiliyor, ama akşam 20.00-21.00'a kadar bu konuda resmi bir açıklama yapamaz halde olan bir iktidar karşımızda. Bir çocuk başını almış da bir yere gitmiş değil, bu ülkenin bir savaş uçağı Malatya hava üstünden havalanmış ve saat 12.00 civarlarında kendisiyle irtibat kesilmiş ama Türkiye kamuoyuna şunun bilgisi verilmedi, bu uçak hangi görev için havalandı, nereye gidiyordu, hedefi neydi? Uçak kaybolacak bir şey değil. Hükümetin izlediği bu müdahaleci, askeri operasyon yanlısı politikayı sürdürebilme kabiliyetinin olmadığı da açığa çıkmıştır. Kendi uçağını 7-8 saat akibetinin ne olduğunu açıklamayacak durumda olan bir iktidarın bu kadar müdahale yanlısı ve heveskar olması Türkiye'yi büyük bir bataklığa sürükleyecek kadar güçlü bir tehlikedir. Herkesin bu tehlikeyi görerek, sorgulaması gerekiyor."

Kışanak, Suriye’ye olası müdahale konusunda ise şunları ifade etti: "Temenni ediyoruz ki, olmasın. Buradan yola çıkarak milli bir gururmuş gibi bu işi tanımlayıp, toplumu böyle hazırlayıp, bir müdahale ve bir sıcak çatışma sürecini başlatma yaklaşımı varsa, herkesin bunun karşısında durması lazım. Bir devlet için savaş uçağının düşürülmesi kolay kabul edilebilir bir şey değildir. Ama bunu kendisi bile 7-8 saat izah edemeyecek haldeyse, o uçağın orada ne işi vardı, hangi görev için gitti, niye sınır ihlali yaptı, bunların cevabını veremiyorsa bu zaten büyük bir problemdir. O nedenle biz bunun bir savaş politikasına vesile edilmesine kesinlikle karşıyız. Bunun Türkiye için, halklarımız için hayırlı bir şey olmayacağını biliyoruz."


ANF

HPG Anakarargah Komutanı Nureddin Sofi : Kürtleri Her Yerde Korumaya Hazırız

Kürdistan'ın Dört parçasından gençleri biraraya getiren Kürdistan Meşru Savunma Gerilla Ordusu HPG
HPG Anakarargah Komutanı Nureddin Sofi
HPG Anakarargah Komutanı Nureddin Sofi, Esad rejiminin Kürtlere yönelmesi halinde Kürtleri korumaya hazır olduklarını belirtirken, bu tavırlarının Kürdistan’ın diğer parçaları için de aynı olduğunu söyledi. Sofi, 2011 yılının son aylarında gerillaya 1600 gencin katıldığını belirtti.

Federal Kürdistan Bölgesi’nde yayın yapan NRT televizyonuna mülakat veren HPG Komutanı Nureddin Sofi, Ortadoğu’nun yeniden dizayn sürecinde olduğunu belirtirken, Kürtlerin artık statüsüzlüğü kabul etmeyeceğine işaret etti.

Gerillanın Güney Kürdistan sınırlarındaki varlığının Güney Kürdistan’ın güvenliği için de bir güvence oluşturduğunu ifade eden Sofi, “Güney Kürdistan’ın birçok sınır bölgesinde HPG güçleri var. Ama hiçbir zaman Güney Kürdistan halkı için bir tehdit unsuru olmadı. Biz Güney Kürdistan’ın kazanımlarını kendi kazanımlarımız olarak görüyoruz. Biz biliyoruz ki Amed Hewler’siz, Qamişlo Mahabad’sız olmaz” dedi.

“Türk devletinin Güney Kürdistan’da tek amacı vardır, o da Musul ve Kerkük’tür” diyen Sofi, Türk devletinin 1923’ten bu yana halen bu iki bölgenin topraklarından koparılmasını kabul etmediğini söyledi.

Gerillaya katılımlar konusunda da bilgi veren Sofi, sadece 2011 yılının son aylarında 1600 gencin gerilla saflarına katıldığını belirterek, bu durumu bölgesel gelişmeler ve Türk devletinin artan baskılarına bağladı.

“PKK nasıl silah elde ediyor?” şeklindeki bir soruya Sofi, “PKK bölgedeki herhangi bir devletten silah almıyor. İnanmayanlar buyursun araştırsın” dedi. PKK hareketinin Kürt halkının desteğiyle yürüdüğünü belirten Sofi, “Bu nedenle, Ortadoğu’da hiçbir güç ve devletin PKK’ye silah verdiği söylenemez ve bu da doğrulanamaz” diye kaydetti.

Sınır konusuna da değinen Sofi, bir gerilla hareketi olduklarını ve sınırları tanımadıklarını ifade etti. Sofi, “Kürdistan topraklarındaki sınırlar Kürtlerin iradesi dışında çizilmiş. Bizim için biçimsel sınırlardır” şeklinde konuştu.

PKK’nin Batı Kürdistan’a (Suriye) yerleştiği iddialarını da yalanlayan Sofi, Batı Kürdistan’da halkın kendi oluşturduğu meşru savunma güçlerinin var olduğunu ve bunların da HPG ile bağlantılı olmadığını söyledi. Sofi, Kürtlerin kendilerini savunmasının uluslar arası hukukun da tanıdığı meşru bir hak olduğunu vurgulayarak, “Şimdi Batı Kürdistan’daki Kürtler bu çerçevede kendi savunmalarını alıyorlar” dedi.

Bununla birlikte her yerde Kürtleri korumaya da hazır olduklarını sözlerine ekleyen Sofi, “HPG Kürdistan halk savunma gücüdür. Kürdistan’ın hangi yerinde Kürtlere baskı varsa, Kuzey, Güney, Doğu ve Batı fark etmez, gerilla Kürtleri korumaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Sofi, Suriye’de Esad rejiminin Kürtlere saldırması halinde HPG olarak Kürtleri savunacaklarını da sözlerine ekledi.

Federal Kürdistan Bölgesi’ne henüz bağlanmayan tartışmalı bölgeler arasındaki Kürt kenti Celewla Belediye Başkanı’nın gerillaya kendilerini korumaları için yaptığı çağrıyı değerlendiren Sofi, Kürtleri her yerde korumaya hazır olduklarını vurguladı. 


ANF

Gül Temkinli: Sınır İhlali Uçağın Hızından Olabilir!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Suriye karasularında düşürülen Türk savaş uçağı konusunda yaptığı açıklamada, “Jet uçaklarının deniz üzerinde uçarkenki sürati düşündüğünüzde, sınırlara kısa mesafeli olarak girilip çıkılması rutindir biraz” diyerek sınır ihlali yapılmış olabileceğini söyledi.

Malatya'dan kalkan savaş uçağının Cuma günü öğle saatlerinde Suriye karasuları içerisinde düşürülmesi ardından Türk hükümeti temkinli açıklamalarda bulunuyor.

Mart 2011’de başlayan ayaklanmalar ve şiddet olayları konusunda en sert açıklamaları yapan Türkiye, uçağın Suriye tarafından düşürüldüğünü resmen kabul ettikten sonra, tansiyonu aynı şekilde yükseltmemesi dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Gül, Yamula Barajı kıyısındaki Kayseri Marina'da Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin brifing toplantısına gelişinde gazetecilerin konu hakkındaki sorularını yanıtladı.

Gül şöyle konuştu: “Uçağın düşürüldüğü kesin. Her şey netleşsin diye biz daha erken bu açıklamayı yapmadık. Çünkü bunlar neticeleri çok olan şeylerdir. Uçağın düşürüldüğü yerin kesin tespiti yapılmak üzere, ondan sonra ne gerekiyorsa yapılacaktır. Jet uçaklarının deniz üzerinde uçarkenki sürati düşündüğünüzde, sınırlara kısa mesafeli olarak girilip çıkılması rutindir biraz. Ege'de Karadeniz'de başka yerlerde bunlar rutin şeylerdir. Kötü niyet içermeyen, uçakların süratinden dolayı elde olmadan olan şeylerdir. Acaba öyle mi oldu, yoksa tamamen kendi karasularımızda mı oldu, bunlar ortaya çıkacak. Bunlar neticeleri ağır olan konular olduğu için daha detaylı açıklamaları erkenden yapılamıyor. Her şey ortaya çıktıktan sonra ne gerekiyorsa yapılacağından kimsenin şüphesi olmasın.”

Suriye ile temas olup olmadığının sorulması üzerine, telefon temaslarının olduğunu belirten Gül, “Biz, güvenlik olmadığı için Suriye'den temsilcilerimizi çektik. Bu, temasın hiç olmadığı anlamına gelmez” şeklinde konuştu.

Gül, pilotların aranmasının devam ettiğini ifade ederken, karanlık olduğunda hava unsurlarının devreden çıktığını ancak denizden aramaların devam ettiğini söyledi. Gül, “Uçağın parçaları bulundu biliyorsunuz, onlar tespit edildi. Günün aydınlanmasıyla hem karadan hem denizden arama devam ediyor. İnşallah pilotlar sağ bulunurlar. Şu anda birinci önceliğimiz bu” diye ekledi. 


ANF

FLAŞ: İşte Türk Jeti F4'ün Düşürülüşü

video

Yanıtını bekleyen soru F4'ün Suriye içinde ne işi vardı??? Suriye doğal olarak kendi kara ve deniz hava sahasını savunmuş...olan bu. Şimdi AKP ve Erdoğan iktidarının bu soruya inandırıcı bir yanıt vermesi gerekiyor... ABD'nin belirlediği Türkiye kırmızı çizgilerine fiili olarak bir yenisi eklenmeye ve Savaş kışkırtıcılığı yapılmaya çalışılıyor. Türk Medyası ise bunu hazırlamaya başladı bile. Utanmadan soruyorlar ''Suriye bizim uçağımızı nasıl düşürür'' diye. Yüzsüzler, siz Suriye'nin kara ve deniz hava sahasını nasıl ve ne diye ihlal edersiniz onü söyleyin!!! ABD, Truva Atı olarak kullandığı Taşeron AKP ve Erdoğan iktidarını savaşa sürüyor anlaşılan...Ama bu bir oyun değil ...Milyonlarca hayat ve can ABD Emperyalizminin Ortadoğu'ya egemen olma çabasının kurbanı oldu ve şimdi AKP ve Erdoğan eliyle bu oyun Türkiye üzerinden Suriye'ye yönelik planlanmış görünüyor. Erdoğan'ın da itiraf ettiği gibi ''ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesinin Eşbaşkanı'' olmak Erdoğan'a ve AKP'sine 10 yıldır iktidarda olmayı sağladı ama halklara ölüm getireceği kuşkusuz... 

AKP-Erdoğan-Fetullah Faşizminin Suriye'ye dönük ilgisinin merkezinde, Suriye'de Batı kürdistan halkının bu alt üst oluş sürecinde Özerklik Statüsünü engellemek yatıyor. Bu yüzden AKP-Erdoğan-Fetullah Faşizmi Suriye'ye Savaş ilan etmek için bahane üstüne bahane arıyor...Bu son olayın nereye varacağını kestirmek zor ama bunun ileride Suriye'ye yapılacak müdahalede bahanelerden biri olacağını şimdiden söyleyebiliriz... 

Can Adil

Suriye Resmen Açıkladı Türkiye Sessiz

Suriye Savunma Bakanlığı Doğu Akdeniz’de düşen F4 tipi uçağın Suriye güçleri tarafından düşürüldüğünü duyurdu.

Savunma Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada "Türk jeti sınırlarımızdan 1 kilometre içeri girdi. Hedefi vurduktan sonra Türk uçağı olduğunu tespit ettik. Türk jeti karasularımız üzerinde alçak uçuş yapıyordu" denildi.

Bakanlığın resmi bildirisinde, uçaksavar ateşinde vurulan Türk savaş uçağının Um al Touyour köyünün 10 kilometre batısında denize düştüğü belirtildi. Açıklamada iki ülkenin donanmalarının irtibata geçtiği, kayıp pilotları arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü kaydedildi.

Türkiye ise konuyla ilgili ayrıntılı bir açıklama yapmadı. Gece geç saatlere kadar Ankara’da süren güvenlik zirvesinin ardından yapılan açıklamada ise Uçağın Suriye tarafından düşürüldüğünün anlaşıldığı belirtildi ve pilotları arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği ifade edildi. Açıklamada, olayın tam olarak aydınlatılmasının ardından Türkiye'nin nihai tavrını ortaya koyacağı, gereken adımları kararlılıkla atacağı kaydedildi.


ANF

AKP’nin Gizli Eylem Planı Ele Geçirildi

Bir grup Kürt hackeri, AKP hükümetinin Kürt legal siyasetini tasfiyesine yönelik hazırladığı gizli eylem planını ele geçirdi.
Bir grup Kürt hackeri,  AKP hükümetinin Kürt legal siyasetini tasfiyesine yönelik hazırladığı gizli eylem planını ele geçirdi.

AKP hükümetinin 2009 yılında hazırladığı, 40 maddeden oluşan gizli tasfiye planı, Kürt hackerleri tarafından ele geçirilerek sitemize gönderildi.


Kürt legal siyasetini tasfiyeye yönelik hazırlanan planın 17 maddesinde, 4 yıl boyunca AKP hükümetine bağlı bütün kurumlar tarafından yürütülecek tasfiye planı başlıklar halinde veriliyor. Tasfiye planın 14 maddesi ise Ergenekon’a yönelik.


AKP’li üst düzey bürokratının kişisel bilgisayarına giren bir grup Kürt hackeri AKP’nin BDP ve DTK’yı yıpratma politikalarına yönelik gizli eylem belgelerini sitemize gönderdi. Gönderilen belgelerde sistemli bir şekilde legal (BDP-DTK) partiyi yıpratmak, partiyi zayıflatmak ve legal siyasette duyulan sadakati ve güveni kaybettirmek için çok amaçlı, dolaylı ve ince detayları kullanarak yıpratma çalışmaları önümüzdeki süreçlerde daha da hız kazanacağını amaçlandığı belirtiliyor.

AKP’nin gizli eylem planın Kürt legal siyasetini tasfiye planına ilişkin 17 maddesi şöyle;  

1-    BDP ve DTK’de yer alan bazı önemli siyasetçileri bulundukları çevreden uzaklaştırmak için çeşitli zorlamaların geliştirilmesi ve bunlar hakkında yalan haber yaydırılması,

2-    BDP adına seçilmişlerin yolsuzluk yapmalarına göz yumulması, daha sonra alttan bunların dedikodularının yayılması,

3-    BDP’ye sadakatle bağlı olan bazı şahısların parti içerisinde güvenilmez, hain olduklarına dair halk arasında dedikodu ve iftiraları yaymak amacıyla partiye duyulan inancın sarsılmasını sağlamak,

4-    PKK içerisinde yer alan kişilerin yakın çevresi ve ailelerine, dolaylı yollardan, değer verilmediği, kullanıldıkları izleniminin yaratılarak bunların yıpratılmasının sağlanması,

5-    Halk içerisinde çocuğu PKK içerisinde bulunan ailelerinin hem BDP’den uzaklaşmalarını sağlamak hem de BDP’ye küskün aile ve BDP yöneticilerini tespit ederek iş ve diğer maddi imkânlar yoluyla kendi partimize yakınlaşmalarını sağlamak.

6-    BDP içerisine, bize yakın kişilerin yerleştirilmesini sağlayarak, BDP’ye bağlı olanların KCK yakınlığı öne çıkartılarak adli mercilerimiz tarafından tutuklanmalarını sağlamak bununla birlikte BDP içerisinde bize çalışacak kişilerin rahat hareket etmelerine zemin hazırlamak.

7-    BDP içerisinde özellikle Kadın-erkek çelişkisini kullanarak, kadınların ikinci planda tutma, diğer düzen partileri gibi gösterme izlenimini yaratmak,

8-    BDP’yi destekleyen kurum ve derneklerde yer alan kişilerin özel yaşamlarına ilişkin basın yoluyla yalan haberler yaparak halk içerisinde teşhir ederek itibarlarına kuşku duyulmasını sağlamak.

9-    Örgüte katılımların önünü almak için, adli suçlara karışan gençlere göz yumulmasının yanında, ailelerle ilişki halinde olunarak tehlikelere karşı uyarıcı olmalarını sağlamak.

10-    Doğu ve Güneydoğu’da maddi durumları kötü ailelerin, derslerinde başarılı çocukları tespit edilerek eğitim masraflarının karşılanması ve kendi eğitim kurumlarımızda eğitimlerinin devamının sağlanması.

11-     Siyasi gelişmelere bağlı olarak özel yetkili mahkemelerimize verilecek talimatla BDP milletvekillerine davalar açılarak milletvekilliklerinin düşürülmesi. 

12-    İmamlarımız yardımıyla özellikle legal siyasetteki dindar kesimlerle diyalog içerisinde olup bize yardım edebilecek imamlar yoluyla partimizin propagandasını sağlayabilmek.

13-     Özellikle legal siyasette, kullanılmaya açık kişilikler üzerinden parçalılık yaratma birbirine düşürme birini öne çıkartıp diğerlerin hedef gösterme faaliyetlerini medya desteğiyle yürütmek.

14-    BDP’ye alternatif oluşumların öne çıkartılması bu amaçla bölgede etkili olan Hizbullah’ın ayrı bir oluşum olarak öne çıkartılması.

15-    Doğu ve Güneydoğu’da PKK ve BDP karşıtı olan partilere destek vererek, bu partilerin yurtdışındaki liderlerin Türkiye’ye getirilmesi için yasal düzenlemelerin gündeme getirilmesi. Aynı amaçla PKK ve BDP karşıtlığı ile tanınmış bazı kişiler öne çıkartılarak çatıştırma, teşhir propagandasını gerçekleştirmek.


16-    Doğu ve Güneydoğu’da yoğun nüfus artışını azaltmak için aile planlamasıyla bölgedeki bütün sağlık kurumlarımız tarafından hayata geçirilmesi bu amaçla bilinçlendirme kampanyalarının başlatılması.

17-    Doğu ve Güneydoğu’da seçim sonrası kaybettiğimiz belediyelerin BDP’nin elinden tekrar alınabilmesi için yargının harekete geçirilmesini sağlamak.
Jînda Roj – Reşit Dîlan 

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
www.navendalekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info

'Suriye'nin Faturası Çok Ağır Olacak'

Uluslararası toplum, 16 aydır şiddetin sürdüğü Suriye krizine çözüm bulmakta zorlanıyor. Suriye'deki gelişmeleri yakından izleyen Alman Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Enstitüsü'nden Heiko Wimmen'e göre ise 2012'de askeri bir müdahalenin gerçekleşme şansı yok. ANF'nin sorularını yanıtlayan Wimmen, Suriye'deki şiddetin faturasının ağır olacağına dikkat çekerek "Esad rejiminin yıkılmasıyla şiddet duracağını sanmayın" dedi.

En son Meksika'da düzenlenen G-20 zirvesinde batılı liderler Suriye krizine çözüm bulmakta zorlandı. Bir yandan Rusya'nın Esad rejimine silah satışını sürdüreceğini açıklaması, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Suriyeli muhalif gruplara gönderdiği silahların El Kaide'nin eline geçme korkusu, diğer yandan da toplu katliam haberleri.

Şiddet olaylarının başladığı Mart 2011'den bu yana Batılı medyaya göre 15 binden fazla insan hayatını kaybederken, uluslararası gözlemcilere göre ise askeri bir müdahale ve sonrasında yaşanacak gelişmeler şiddetin önüne geçemeyecek. Suriye'deki son katliamları 1999 yılında Cezayir'deki toplu katliamlara benzeten Alman Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Enstitüsü'nden Ortadoğu uzmanı Heiko Wimmen, "Ancak Batı’da hiç kimsenin şiddeti durdurma konusunda fikri yok" dedi.

'SURİYE'NİN SAVUNMA SİSTEMİ BİLİNMİYOR"

Suriye'de muhalif grupların da şiddet uygulandığını savunan Wimmen "Son raporlara göre Suriye ordusu mensubu 3-4 bin insan hayatını kaybetti. Sivil kayıplara bunu da eklemek gerekiyor. Bombalı saldırılar, toplu katliamlar gerçekleşiyor. Fakat hepsi faili meçhul kalıyor. Taraflar birbirini suçluyor" diye konuştu. Askeri bir müdahalenin şimdilik Batı’nın gündeminde olmadığını söyleyen Ortadoğu uzmanı Wimmen, bu konuda ise şu varsayımlarda bulundu:

"Uluslararası toplum operasyon konusunda henüz anlaşmış değil. En önemlisi de hiç kimse sorumluluğu üstlenmeye hazır değil. Irak savaşından farklı olacağı da kesin. Çünkü operasyon güçlerinin nasıl bir savunmayla da karşılaşacağı belli değil. Rusya açık bir şekilde Suriye ordusunun hava savunma gücünü güçlendiriyor. Operasyon için bugün karar çıksa bile, başlaması ayları bulacak. Bu yüzden bu yıl içinde askeri müdahalenin şansı yok."

'ESAD, SONUNA KADAR İKTİDARDA DİRENECEK'


Suriye'de Libya'da olduğu gibi bir cephe savaşının da mümkün olmadığını belirten Alman Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Enstitüsü gözlemcisi Wimmen "Eğer hava saldırısı Sırbistan'da olduğu gibi rejimin gözünü korkutmak amacıyla yapılsa bile, bunun ne kadar süreceği belli değil. Belki böyle bir hava operasyonu aylarca sürecek ve bu daha fazla insanın kaybına mal olacak" diye konuştu.

Esad'ın sonuna kadar iktidarda kalmak için çabalayacağını belirten Wimmen "Çünkü iktidarı bırakmanın sonunu getireceğini çok iyi biliyor. Esad, her şeyden önce uluslararası ceza mahkemesi ile çalışmayan bir ülkeyi tercih edecek. Gideceği ülkenin de sonuna kadar onu koruyacağından emin değil. En yakın dostu İran yönetimi bile onun Suriye'de kalmasını istiyor" dedi. Esad'ın hala yenen tarafta olduğunu düşündüğüne dikkat çeken Wimmen, rejimin yıkılmasından sonraki süreç hakkında ise şu öngörülerde bulundu:

"ORDU MENSUPLARI İÇ SAVAŞI TETİKLEYECEK"

"Suriye ve Ortadoğu'yu yıllardır izleyen birisi olarak söylüyorum; Esad rejiminin yıkılmasıyla şiddetin duracağını sanmayın. Tersine, şiddet daha fazla tırmanacak. Farklı etnik ve dini gruplar arasında faturası Irak'tan daha ağır olabilecek iç savaş çıkabilir. Hatta rejimin yıkılmasıyla Suriye ordusundan bazı kesimler şiddeti körükleyecek girişimlerde bulunabilir.

Ayrıca Irak'tan daha fazla bölge güçleri Suriye'yi karıştıracak. Tüm bu olasılıklar göz önüne alındığında Suriye için oldukça umutsuzum. Kısacası şunu söyleyebilirim; Suriye'de Esad rejiminin değiştirilmesi, diğer Arap ülkelerinin aksine faturası çok ağır olacağı kesin."


Bilimsel araştırmalar için 1990'dan 2009 yılına kadar Ortadoğu ülkelerinde yaşayan Heiko Wimmen, Almanya'nın önde gelen Suriye uzmanlarından. 1997-2002 yılları arasında ise Beyrut'ta serbest gazeteci olarak çalışan Wimmen, 2004-2009 yılları arasında Heinrich Böll Vakfı'nın Ortadoğu Bürosu'nda yöneticilik yaptı. Wimmen, merkezi Berlin'de bulunan Alman Uluslararası Siyaset ve Güvenlik Enstitüsü'nün "Arap Ülkelerinde Sosyal Değişim" projesinin koordinatörlüğünü yapıyor.


ANF