3 Ocak 2012 Salı

Gültan Kışanak: 'İnsansanız Af Dileyeceksiniz' (VİDEO)

video

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak TBMM'de yaptığı konuşmada, Uludere Katliamı'na ilişkin AKP'lilerin yaptığı değerlendirmeleri eleştirerek, "Katliamdan 20 saat sonra 'operasyon kazası oldu' sözünü duyduk. Kimsiniz siz. Nasıl 35 kişinin ölümü karşısında bu kadar umursamaz, bu kadar haddini bilmez oluyorsunuz. Önce çıkacaksınız özür dileyeceksiniz af dileyeceksiniz, insansanız eğer" dedi.

Meclis Genel Kurulu'nda söz alan BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, vicdanı olanlara sesleneceğini, vicdanı olmayanlara söylenecek sözün kalmadığını belirterek, "Hükümet, devleti ile medyası ile bu vicdan muhasebesinde zaten sınıfta kaldı. Ben kendisine insanım diyenlere sesleniyorum. O köyde ne yaşandı bunu anlamak isteyenlere sesleniyorum" dedi. Kışanak, göz göre göre açık ve planlı bir katliamla karşı karşıya olunduğunun altını çizerek, katliamı gizlemeye kimsenin yalanının yetmeyeceğini söyledi. Kışanak, Roboski'de yaşananları oradakilerin çok iyi bildiğini ancak batıda yaşayan Türk halkının kandırılmaya çalışılacağını belirterek, "Bunu batıdaki Türk yurttaştan gizlersiniz. Buradan vicdanlı Türklere sesleneceğim" diye konuştu.


'BU TABLO KARŞISINDA UTANMAYAN MÜSLÜMAN'IN İNANCINDAN ŞÜPHE DUYARIM'


Kışanak, Roboski'de savaş uçakları tarafından bombalanan çocukların katırların karnına saklandığını, bombalama sonrasında o çocukların bedeni ve kanı ile katırların bedeni ve kanının birbirine karıştığını söyleyerek, "Bu tablo karşısında tüyleri ürpermeyenin insanlığından şüphe ederim. O çocuklar tir tir titrediler el ele tutuştular. Parçalanmış cesetleri çıkardığımız zaman korucu çocuğu ile diğer ailenin çocuğu el eleydi. Bu tablo karşısında özür dilemeyi aklından geçirmeyen, vicdan muhasebesi yapmayanın insanlığından şüphe ediyorum. O çocuklardan birisinin cesedini bulduğumuzda işaret parmağı havadaydı. Kelimeyi şahadet getirerek can verdi. Bu tablo karşısında kendine Müslüman'ım deyip utanmayanın inancından şüphe ederim" dedi.


'ÖNCE ÖZÜR DİLEYECEKSİNİZ'


Kışanak, "Kaçakçılık yapıyorlardı" şeklindeki değerlendirmeleri de eleştirerek, "Buralarda trilyonluk vurgunlardan söz etmiyorsunuz. Bu memleketin yarısı kayıt dışıdır. Budur kaçakçılık işte. Bir ekmek parası için kendi köyünün 2 kilometre uzağına gitmek mi kaçakçılık. O köylüler her gün sizin deyiminiz ile kaçak olarak geçip tarlasını suluyorlar. Neyin kaçağı yok mu sizin insanlığınız" diyerek tepki gösterdi. "Operasyon kazası oldu" sözünü söylemek için insanlıktan çıkmak gerektiğini vurgulayan Kışanak, "İnsan önce yaşanan acıyı paylaşmayı bilir ama biz bu hükümetten 20 saat sonra 'operasyon kazası' sözünü duyduk. Kimsiniz siz. Nasıl 35 kişinin ölümü karşısında bu kadar umursamaz, bu kadar haddini bilmez oluyorsunuz. Önce çıkacaksınız özür dileyeceksiniz, af dileyeceksiniz insansanız eğer. Kendinizden utanın" şeklinde konuştu.


'HESABINI SORACAĞIZ'


Kışanak, yaşanan katliamın hesabını ne pahasına olursa olsun soracaklarını belirterek, "Kürt halkını katliamlarla ezmeye çalışanlar bunun altında kalacaklar. Bin kere katliam yapsanız da kimliğimizden, kültürümüzden vazgeçmeyi tercih etmeyeceğiz" ifadesinde bulundu.


'BİZİM KÖKLERİMİZ CUDİ'NİN, GABAR'IN, MUNZUR'UN EN DERİNLERİNDEDİR'


Kışanak, "Bu topraklarda kök salmanıza izin vermeyeceğiz" yönündeki değerlendirmelere de sert tepki göstererek, "Biz bu topraklarda bin yıllardan beri varız. Köklerimiz Cudi'nin, Gabar'ın, Munzur'un en derinlerindedir. Tarihten beri vardık bundan sonra da varız. Atalarımız burada, kültürümüz burada. Bu sizin haddinize mi? Bu cümleleri kuranlar utansınlar" diye konuştu. Kışanak konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu öfkemi bir kadın olarak, bir insan olarak, bir anne olarak haklı görüyorum. Ben orada o kadınlara sarıldım. 2-3 kardeşini yitirmiş genç kızlara sarıldım. İnsanlığınız varsa özür dilersiniz acılarını paylaşırsınız. Siz de gidersiniz oralara. Ama 'operasyon kazasıdır' gibi laflarla bu halkın yanına yaklaşamazsınız. Bu kadar açıktır. Nerede durduğunuzu bileceksiniz."


KAN PARASI..


Konuşması sırasında AKP'li vekillerin laf atması üzerine, "Utanın bir de konuşuyorsunuz. İnsanlara bir de para vermeye çalışıyorsunuz. Bizim kültürümüzde bu tazminata kan parası denir. 'Devletim, gücüm var cinayet işlerim parasını veririm kapanır' diyorsunuz. Utanın be" yanıtını verdi.

Özel Savaş Konsepti

Yalçın Akdoğan, Beşir Atalay ve Bülent Arınç’ın son süreçte yaptıkları açıklamalar ve yandaş-egemen medyaya verdikleri demeçler, bu kişilerin istemeyerekte olsa;  mevcut siyasal iktidarın yaptıkları, planlamaları ve asıl niteliği hakkında yeterince açıklayıcı olmakta ve bilgi vermektedir.

Beşir Atalay; Kürt Özgürlük Güçlerine karşı sürdürdükleri savaşı, bir strateji dahilinde yürüttüklerini açıklarken; Bülent Arınç meclis bütçe görüşmelerinin tamamlanması sonrasında Hükümet adına yaptığı konuşmada  “Kürtlerin tüm haklarını vereceğiz” biçiminde sözler sarf etmiştir. Yalçın Akdoğan’da Yeni Şafak Gazetesinde yayınlanan mülakatında “Kandilcikleri yok ediyoruz”, “milisleri etkisiz kıldık” ve Önder Apo üzerinde uygulanan izolasyon ile ağırlaştırılmış tecridi kas ederek “örgüt ile lideri arasındaki bağı kopardık” biçiminde değerlendirmelerde bulunmuştur. Aslında bu her üç şahısın belirttikleri yan yana getirilip, birlikte ele alındıklarında mevcut iktidarın yaptıkları ve planlamaların nelerin olduğu açığa çıkmış olmaktadır.

Dikkat edilirse bu her üç şahısın dile getirdiği görüşler birbirini tamamlayarak bir bütünlük oluşturmaktadır. Beşir Atalay basına yönelik olarak yaptığı konuşmada; gerek içerde gerekse de uluslararası alanda desteklerini almak istedikleri güçleri arkalarına alarak: “KCK operasyonları” adı altında 14 Nisan 2009’da bugüne kadar sürdürülen siyasal soykırım saldırılarını, askeri imha harekâtlarını, psikolojik harekâtı bütünlüklü bir plan çerçevesinde hareket ettiklerini söylemiş olmaktadır. Aslında bununla siyasal soykırım saldırıları ve askeri imha harekâtlarının hiçbir hukuki bir tarafının olmadığı gerçeğinin de itirafında bulunmaktadır.

Bülent Arınç ise konuşmasında, Beşir Atalay’ın belirttiği plan çerçevesinde soykırım saldırıları devam ederken; Kürt halkında sahte umutlar yaratarak, direnişin hızını kesmek ve önüne geçmek istemektedir. Bir süredir de bu politika uygulanmaktadır. Daha önce de bu çerçevede suni gündemler oluşturularak, tartışmalar yaratılmaya çalışılmış, hata Kürt Özgürlük ve Demokrasi Güçleri de buna dâhil edilmek istenilmiştir. Burada öne çıkarılan da; “bir yandan çatışmalar devam ederken, diğer yandan da görüşmelerin sürdüğü, aslında şiddetlenen çatışmalarla tarafların görüşme masasında ellerini güçlendirmek istedikleri”  teması olmuştu. Farklı ülkelerde yaşanan benzeri sorunların çözümü için yaşanan süreçleri de örnek olarak veren ve ilk bakışta mantıklı olarak görülen bu son derece tehlikeli yaklaşım ile “nasılsa çözüm olacak direnmeye, mücadele etmeye, bedel ödemeye ne gerek var” biçiminde reformist, direniş karşıtı, son tahlilde teslimiyeti geliştiren eğilimler körüklenmeye çalışılmış ve bunun propagandası yapılmıştır. Bunu da daha çok kendine “liberal-Aydınım” diyen çevreler eliyle yapmak istemişlerdir. 

Yalçın Akdoğan’ın mülakatında da;  bir stratejinin hangi ayaklar üzerine konularak uygulandığı dile getirilmektedir. Öncelikli olarak ele alınan hedeflerin neye göre belirlendikleri ifade edilerek ona göre hareket ettiklerinin itirafında bulunmaktadır. “Örgüt ile Lideri arasındaki bağın koparılması” derken “beyin ile vücudu bir birinden ayırdıklarını”, “KCK Adı altında yürütülen operasyonlarla “milis gücünün harekete geçmesini önlediklerini”, “İçerdeki Kandilcikleri yok ediyoruz” derken, Gerilla Güçlerinin harekât ve eylem güçlerini kırma” amacında olduklarını ifade etmektedir.

Böylesine birbirini tamamlayan ve aynı konseptin farklı açılardan uygulanmaya konuşuluşunu anlatan açıklama ve değerlendirmeleri yapan bu kişiler AKP Hükümetinin en yetkili kişileri arasında bulunmakta ve buda bir gerçeği ortaya koymaktadırlar.

CIA Operasyonların, Kontrgerilla Gerilla Harekâtlarına ilişkin olarak çok şey yazılmış ve üzerine görüşler oluşturulmuştur. Beşir Atalay’ın, Bülent Arıç’ın, Yalçın Akdoğan’ın yapmış oldukları açıklama ve değerlendirmeler oralarda fazlasıyla vardır. O nedenledir ki, bu şahıslarda dile gelen görüşlerin ne anlama geldiği anlaşılmaz değildir. Bu görüşler tamamıyla bir özel savaş konsepti, planlaması kapsamına girmektedir. 
 
Bu şekilde Beşir Atalay, Bülent Arınç ve Yalçın Akdoğan dile getirdikleri görüşler ile AKP Hükümetinin yürütmekte olduğu siyaseti de açıklamış olmaktadırlar.

Burada şöyle bir yanılgıya da düşülmemelidir. Çoğu kez de böyle bir yanılgı bilinçli olarak geliştirilmektedir. Özellikle de bu Türkiye’de en çok başvurulan yöntemler arasında yer almaktadır. “İktidarın sivilleştirilmesi” ve “Askeri Vesayetin kaldırılması” tartışmalarında buna çok bariz bir şekilde tanık olunmuştur. Bu konu üzerine Türkiye’de adeta bir bilgi tahribatı ve anlam saptırması yaşanmış ve hala da yaşanmaya devam etmektedir. “İktidarın sivilleşmesi” denildiği zaman akıllara hemen üniformasız ve lacivert takım elbiseleri üzerine geçirmiş olanlar getirilmekte ya da öyle düşünülmesi sağlanmaktadır. “Aynı şekilde “askeri vesayet” denildiği zaman da üzerinde askeri üniformaları olanların etkinliğinin ya da gölgesinin siyaset üzerine sirayet etmesi akıllara getirilmeye çalışılmaktadır. AKP’nin askerleri hedefliyormuş gibi gösterilen kimi taktik yaklaşımları ve yapmış olduğu demagojiler de yaratılan bu yanılsamalara göre topluma kabul ettirilmek istenilmektedir.

Kuşkusuz bunun gerçeklikle bağı vardır. Fakat bu gerçekliği tam olarak anlatmamakta ve tek düze, sığ bir yaklaşım ve de yanılgılı çıkarsamaların gelişmesine hizmet etmektedir. Burada açıkça “askeri vesayet” ve “iktidarın sivilleştirilmesi” üzerlerine giyilen elbiselere bağlanmış olmaktadır. Böyle olunca da Cuntaların oluşturduğu teknokratlardan oluşan hükümetlere ve onların içerisinde bulundukları hükümetlere ne ad verileceği belirsiz kılınmaktadır. Bu örnek bile kendi başına “askeri vesayetin kaldırılması” ve “iktidarın sivilleşmesi” denildiğinde zaman neyin anlaşılması gerektiğini anlatmaya yetmektedir.

Hatta bundan daha farklı örnekler bile verilebilir. TC’nin siyasal şekillenişi bu konuda somut bir örnektir. Türkiye’de asker ve sivil bürokrasi devletin şekillendirilmesinde rol oynayan temel bir güçler arasında yer almaktadır. Burada asker ve sivil bürokrasi derken, sivil olarak bilinenlerin de ne kadar sivil düşünceli oldukları tartışmalıdır. Hatta bunlar askerden daha fazla askerdirler. Zamanın ABD Dış İşleri Bakanı Henry Kissinger’ın kitaplaştırdığı anılarına bakıldığında da bu gerçek çok daha net bir şekilde görülecektir.

Henry Kissinger’ın bahsi geçen bu kitabı aynı zamanda ABD tarafından gerçekleştirilen bir “özel savaş tarihi” olma özelliğine de sahiptir. Orada da açıkça görülmektedir ki, özel savaş sadece askerler ve üniformalı kişiler tarafından yürütülmemektedir. Henry Kissinger’ın kendisi de bir sivildir, ama her yönüyle de bir özel savaş stratejisti olma özelliğine de sahiptir.

Bu nedenle de sadece üniformalılarla sınırlı kalan bir özel savaştan bahsetmek mümkün değildir. Böyle bir şeyde yoktur. Birçok kesim ve çevre böylesi bir savaşta devreye girer ve rol alırlar. Özel savaşın siyasal, psikolojik, sosyal, finansal, kültürel vb. birçok alanda kendini gerçekleştirdiği ve bu anlamda komple yürütülen bir stratejiye dayandığı gerçeği hesaba katıldığı zaman bu gerçek çok daha net bir şekilde görülmüş olacaktır.
 
Bugün Türkiye’de yürürlükte olan da bu özel savaş gerçekliğidir. Bunu bir bütün olarak siyasal, sosyal, kültürel, finansal vb. tüm alanlarda uygulamaya konan politikalarda görmek mümkündür. Özellikle de Kürdistan da uygulanmakta olan politikalarda bu gerçek çok çıplak bir şekilde görülmektedir. Onun içindir ki, Kürdistan’a yönelik geliştirilen tüm politikalar özel savaş damgasını taşımakta ve ona hizmet temelinde uzmanları tarafından belirlenerek uygulamaya konulmaktadırlar.

Siyasal soykırım saldırıları, insanlık ve savaş suçlarının işlendiği askeri soykırım harekâtları hep bu çerçevede gerçekleştirilmişlerdir. Hatta bu şekilde genel stratejik yönelimler boyutunu aşarak günlük, anlık uygulanan taktikler halini de almakta ve dönemsel boyutlarda kazandırılmaktadır. Geliyê Teyarê katliamında katledilen gerillaların parçalanmış cesetlerin neredeyse ayları bulan bir süre Malatya morgunda bekletilerek teşhirinin yapılması, cenazelerinin birbirine karıştırılarak gündemde tutulması,  Zindanlarda ağır hasta olarak bulunan tutsakların tedavilerinin yapılmayarak ölüme terk edilmiş olmaları ve en son olarak da Alternatif-Özgür Medya’ya yönelik başlatılan saldırılarda hep bu kapsam dâhilin de geliştirilmişlerdir.

Bunlar anlaşılmaz değildir. Beşir Atalay’ın da belirttiği gibi bir strateji kapsamında planlanarak gerçekleştirilen saldırılardır. Türkiye yürütülen özel savaşı da bu gerçeklik içerisinde ele almak gerekmektedir. O nedenledir ki,  Beşir Atalay’ın, Bülent Arınç’ın, Yalçın Akdoğan’ın sivil olması onların birer özel savaşçısı olmalarını engellemediği gibi, yapmış oldukları açıklamalarında özel savaş planlaması olmaması önünde hiçbir engel yoktur.

Cemal Şerik

Barış Anneleri'nden Eylem, BDP'den ‘Meclis’te Sabahlama’ Protestosu




Ankara - BDP milletvekilleri ile “Barış Anneleri” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Meclis’teki makam odasının önünde öğlen saatlerinden yapılan eylemin ardından BDP milletvekilleri Roboski’de yaşanan katliamı protesto etmek için Meclis Genel Kurulu salonunda sabahlayacak.

BDP ve Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu milletvekilleri, 35 sivil yurttaşın yaşamını yitirdiği Roboski Katliamı’nı protesto etmek için Meclis Genel Kurulu’nda oturma eylemi başlattı. Meclis’teki eyleme ilişkin açıklama yapan BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak, Roboski'de meydana gelen katliama Meclis’in sesiz kalarak savaş ve insanlık suçu işlediğini belirterek, bu durumu protesto etmek için sabaha kadar eylem yapacakları kaydetti. Kışanak, "Bugün Meclis Genel Kurulu’nda ırkçı ve katliamı savunan konuşmalar yapıldı. Biz Meclis’i katliama sesiz kaldığı için protesto ediyoruz" dedi. Kışanak, Meclis’te katliamı meşrulaştıran konuşmaları tasvip etmediklerini ve Kürt halkı ile beraber onurlu mücadele vermeye devam edeceklerinin altını çizdi.

BDP’li vekillerin eylemine ilişkin BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de twitter’den mesaj yayınladı.

Kürtçü, mesajında, “TBMM Genel Kurulu’nu terk etmiyoruz. Basbakan ve AKP grubu basta olmak üzere çözüm üretmeyen grupları protesto ediyoruz” diye belirtirken, kaplan ise, “Uludere Roboski katliamını protesto için Meclis’te oturma eylemimiz başladı” diye kaydetti.

BDP milletvekilleri ile Barış Anneleri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Meclis’teki makam odasının önünde de öğlen saatlerinde Kürt sorununun çözümü için oturma eylemi yapmıştı.

ESP Yöneticileri ‘KCK Üyeliğinden’ Gözaltına Alındı

Tekirdağ - AKP Hükümeti'nin Kürtlere ve sosyalistlere yönelik operasyonları sürüyor. ESP Çorlu İlçe Yöneticileri sabah erken saatlerde “KCK üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına alındı.

ESP Terkirdağ Çorlu İlçe yöneticileri bu sabah erken saatlerde Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından evleri aranarak gözaltına alındı. Gözaltına alınan deri işçisi Tekin Çatalkaya İlçe Yönetim Kurulu Sekreteri, Sivas Divriği İlçesinde gözaltına alınan Rıdvan Kargın İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyorlar. Sivas'ta gözaltına alınan Rıdvan Kargın da Tekirdağ'a götürülüyor.

Polisin, ESP yöneticilerini “KCK üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına aldığı öğrenildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Merkezi, "Asıl hedef 'KCK' adı altında Halkların Demokratik Kongresi'ne (HDK) yönelik saldırıyı maskelemenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. HDK'nın bölgedeki varlığına tahammülsüzlüğün bir göstergesidir. Partimiz üyelerini KCK kapsamına sokacak kadar ileri giden bu gözaltı saldırısı sadece partimize değil tüm toplumsal muhalefete yöneliktir" dedi.

AKP iktidarının “KCK operasyonu” adı altında ilericileri, aydınları, siyasetçileri gözaltına alarak toplumsal muhalefeti susturmaya çalıştığına dikkat çeken ESP, gözaltıları, aynı zamanda 'ESP'nin Çorlu'da yürüttüğü çalışmaya karşı verilen gözdağı' şeklinde değerlendirdi

Açıklamada, Çorlu İlçe yöneticilerimizin hiçbir hukuksal dayanağa sahip olmadan gözaltına alınmasını kınıyoruz. Parti üyelerimiz derhal serbest bırakılmalıdır" denildi.

ANF NEWS AGENCY

Çanakkale'de Dersimli Askerin Şüpheli Ölümü


Çanakkale'de askerliğini yapan Deniz Yurtsever'in, G-3 piyade tüfeği ile kalbine ateş ederek intihar ettiği iddia edildi.
ETHA’nın haberine göre, Çanakkale Gelibolu'daki topçu birliğinde askerliğini yapan Deniz Yurtsever (31), dün gece birliğinde yaşamını yitirdi.

Sabah saatlerinde ailesine haber verilirken, Yurtsever'in ölümünün "intihar" olduğu söylendi. Askerliği boyunca kendisine silah verilmeyen Yurtsever'in, nöbet değişimi için saat 02.00 sıralarında askerleri nöbet yerine götürürken yanındaki askerin silahını aldığı ve kalbine ateş ettiği ileri sürüldü. Olay yerinde yaşamını yitiren Yurtsever'in cenazesi Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi. Acı haber, Adana'daki ailesine sabah saat 06.30'da ulaştırıldı.

Kısa dönem askerlik yapan Deniz Yurtsever'in, 26 Ocak'ta terhis olacağı öğrenildi.

Deniz Yurtsever'in ağabeyi Ali Asker Yurtsever, en son pazar günü aradığını, durumunun iyi olduğunu söylediğini aktardı. Babasını yitiren eşi ile uzun uzun telefonda konuştuğunu belirten Yurtsever, "Morali yerindeydi, sorun yoktu. Hatta 26 Ocak'a uçak bileti al dedi" diye konuştu.

"Zaten silahı yoktu" diyen Yurtsever, Çanakkale'deki bölük komutanının "En son intihar edecek askerimdi, hepsine ağabeylik yapıyordu. Çok aklı başında, beyefendiydi" dediğini aktardı.

Yurtsever, "Nasıl oluyor?" diye sordu, ekledi: "Tek mermi alıyor arkadaşından, yani arkadaşları madem yanında nasıl tek mermi alıyor ve hemen yanlarında kalbine sıkıyor? Hiçbirine inanmadım."

Adli Tıp'tan gelecek raporu beklediklerini belirten Ali Asker Yurtsever, "Aklıma ilk gelen Uludere tartışmasının yansıması olabilir. Birkaç ilde daha şüpheli asker ölümü var son birkaç gün içinde. 20 günü kalmışken neden intihar etsin" dedi.

Deniz Yurtsever'in şüpheli ölümüyle ilgili Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlatırken, olay yerinde inceleme yapıldığı ve cenazesinin Adli Tıp Kurumu'na gönderildiği öğrenildi.

ANF NEWS AGENCY

Selahattin Demirtaş: Erdoğan, Biz senin Başbakanlığını Tanımıyoruz, Haddini Bileceksin!

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a sert tepki gösterdi: "Biz senin meşruiyetini, Başbakanlığını tanımıyoruz. Sen kendini ne zannediyorsun. Bu halkın çocuklarını katledeceksin kanlı ellerinle de, BDP'den hesap soracaksın. Haddini bileceksin. Sen hesap vereceksin. Çıkıp bu çocukları katlettiğin için hesap vereceksin. Sen bizden hesap soramazsın.”

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Grup toplantısına Adalet Bakanlığı'na PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın ve siyasi tutsakların serbest bırakılması talebiyle dosya sunan TUHAD-FED üyelerinin yanı sıra Barış Anneleri de katıldı. Demirtaş, konuşmasına annelere Kürtçe "hoş geldiniz" diyerek başladı. 2011 yılının zorlu bir yıl olduğunu kaydeden Demirtaş, "Gerek operasyonlar sonucunda yaşamını yitirenlerin, askerlerin, gerillaların polislerin, sivillerin bir bütün olarak bütün yurttaşların acısını yoğun yaşadığımız bir yılı geride bıraktık" dedi.

UTANÇ VERİCİ BİR KONUŞMAYDI

Türkiye'nin en zorunlu ihtiyacı olan barış konusunda 2011 yılının mücadele ile geçen bir yıl olduğunu anımsatan Demirtaş, yeni yıldan beklentilerinin ise barışçıl bir ortamın hayata geçmesi olduğunu kaydetti. Demirtaş, Başbakan Erdoğan'ın grup toplantısında yaptığı konuşmayı dinlerken insan olmaktan utandığını belirterek, "Utanç verici bir konuşmaydı. İnsan duygusundan yoksun kurgulanmış, danışmanların önüne koyduğu camdan, sadece katliamdan nasıl sıyrılırım kurgusu ile hazırlanmış bir konuşmayı dinlemekten utandım. 50 bin defa lanet olsun siyasetinize de çıkarlarınıza da" dedi.

ORTADA KAÇAKÇILIK YOK, KARAKOL VERGİ ALIYOR

Uludere İlçesi'nde yapılan sınır ticaretinin sadece ihtiyaçların giderilmesi nedeniyle yapıldığını kaydeden Demirtaş, "Orada yaşayanlar sunni sınırlarda kendi akrabaları ile ticaret yapıyorlar. Bu, yıllardır oluşmuş sosyal bir ticari realitedir" diyerek aslında sınırda getirilen malların da vergisinin verildiğini tek farkının ise bu "vergilerin" karakollara ödendiğini ifade etti. Demirtaş, "Ortada bir kaçakçılık yok. Satılan maldan oradaki karakol vergi alıyor. Bunu bilmeyen mi var" dedi. Demirtaş, sınır ticareti yapanların AKP hükümeti döneminde sürekli katledildiğini hatırlatarak, "Bunlar kaçakçılık yapıyor adı altında her zaman katledildi. AKP döneminde sınır ticareti yapan 50 köylü katledildi. Roboski köylüleri de yıllardan beri ticaret yapıyorlar. Sigarayı, mazotu getiriyorlar. Bunlar Türkiye geneli yapılan kaçakçılığın yüz binde biridir. Mersin Limanı'na yanaşan, İstanbul Limanı'na yanaşan kaçak mazot tankerleriyle kıyaslarsak bunlar hiçbir şey değildir" diye konuştu.

ÖLDÜRÜLENLERİ İSİM İSİM BİLİYORLARDI

Köylülerin öğlen saatlerinde karakolun önünden geçerek sınırın diğer tarafına geçtiğini bunu bütün karakolun gördüğünü belirten Demirtaş, "28 Aralık günü yine gidiyorlar. Kuş uçsa haberi olan devletin karakolunun önünden geçip gidiyorlar. Kaç katırın kaç insanın gittiğini biliyorlar" diye konuştu. Demirtaş, grubun döndüğü sırada yolun askerler tarafından kesildiğini görmeleri ardından aralıklarla beklemeye başladıklarını ve bu sırada ailelerini aradıklarını, ailelerin de karakolu aradığını hatırlatarak, çocukların beklemesinin ardından Ankara'nın talimatı ile o bölgenin bombalandığını ifade etti. Hükümet ve devlet yetkililerinin aradan 24 saat geçtikten sonra "halen araştırıyoruz" demelerinin tümüyle yalan olduğunu belirten Demirtaş, yaşamını yitirenleri isim isim bilindiğini ve hangi aileden olduklarının dahi yetkililer tarafından bilindiğini söyledi.

BAŞBAKAN’IN AÇIKLAMALARI KATLİAM KADAR ACI


Demirtaş, olayı duyduktan sonra hemen hükümet nezdinde de telefon aramaları yaptıkların ancak karşılaştıkları durum karşısında hükümetin olayın üstünü örtmeye çalıştığının ortaya çıktığını belirterek, "Başbakanlık medyayı arıyor haberi girmeyeceksiniz diye. Bürokratları, bakanları arıyorlar açıklama yapmayın diye. Üstü örtülecek. Katliamı planlayanlar nasıl örteceklerini de planlıyor. Bundan dolayı partimiz hızlı şekilde devreye girmiştir. Tarihi bir katliam gerçekleştiği anlaşılmıştır ama bu duyulmasın diye üstü örtülsün talimatı verilmiştir. BDP bundan dolayı hızlı davrandı ve halkının yanında oldu. İnsani borcunu yerine getirmiştir. Öyle oy için, siyasi çıkar için yapılmış bir şey değil. Köyler zaten partimize oy veren köylerdir. Neyin siyasi çıkarını yapacağız" diye sordu. Hükümetin açıklamalarının katliam kadar acı olduğunu kaydeden Demirtaş, "Başbakanın açıklamaları katliam kadar acı olmuştur. Bilmeyen katliamı yapan BDP, Başbakan hesap soruyor sanacak. Hesap vermesi gereken göstermelik bir şahlanma ile bize hakaret yağdırıyor" ifadesinde bulundu.

BİZ SENİN BAŞBAKANLIĞINI TANIMIYORUZ

Demirtaş konuşmasının devamında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için söylediği "Halkını katleden yönetim meşru değildir" sözünü hatırlatarak şunları kaydetti: "Biz senin meşruiyetini, Başbakanlığını tanımıyoruz. Sen kendini ne zannediyorsun. Bu halkın çocuklarını katledeceksin kanlı ellerinle de, BDP'den hesap soracaksın. Haddini bileceksin. Sen hesap vereceksin. Çıkıp bu çocukları katlettiğin için hesap vereceksin. Sen bizden hesap soramazsın. Sen bu katliamın baş sorumlususun, önce bunun hesabını vereceksin. Önce sen bu katliamın hesabını bu topluma vereceksin. Öyle BDP'ye bağırarak, hakaret ederek bu işi kapatamazsın. Bu sayfa kapanmaz. Neye mal olursa olsun kapanmaz. Asla bunu aklından çıkarma. Hiçbir şeyden tereddüt etmeyiz. Oy, siyasi rant, elli bin defa bu anaların ayaklarının altına kurban olur. Sizin tehditlerinize boyun eğmeyiz. Bunu sen iyi biliyorsun ama aynı zamanda yalan konuşmayı çarpıtmayı ve öldürmeyi de iyi biliyorsun."

BUNLARIN HADDİ HESAP SORMAK DEĞİL


Demirtaş, 35 yurttaşı katleden savaş uçaklarını kaldıran veya tezkereye onay verenin AKP hükümeti olduğu hatırlatmasında bulunarak, "Bunların haddi değil hesap sormak. Bu faşizan ırkçı anlayışın haddi değil. Biz burada konuşuyorsak bu halkın direnişi ile geldik. Senin haddin değil sen bizden hesap soramazsın. Biz senin kirli yüzünü teşhir ederiz, sen de bunun hesabını verirsin. Yaptığın açıklamayı anlayacak kapasiten yok. Burada ölüm var, orada eğlence var. Kimse bu acıyı görmüyor. Bakın böyle böldünüz diyorum. Kendisi çıkmış bunlar ülkeyi bölmek istiyor diyor. Lafı anlayacak kapasite yok. Bu ülkeyi siz böldünüz. Bu halk sevindi, saldırdınız. Taziye yaptı, saldırdınız. Siz bu katliamı örtmeye çalışarak bu ülkeyi böldünüz" dedi.

DUYGUDA BÖLDÜNÜZ ÜLKEYİ

Demirtaş konuşmasının devamında Türk halkına da çağrı yaparak, "Şu anda duygu düzeyinde 2 ülke var. Kimse kimseyi kandırmasın. Marmaris'in bir köyünde 35 yurttaş bombalansa ey kardeş Türk halkı tepkiniz bu mu olurdu? Kimse kimseyi kandırmasın. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı 2 gün sessiz kaldı. AKP adına bir Kürdü çıkarıp temizlemeye çalıştılar. Bu ülkeyi bir arada tutan bizim duygumuzdur. Bir ülkenin 35 evladı bombalanacak o ülkenin Cumhurbaşkanı Meclis Başkanı kendine milliyetçiyim diyen ırkçılara sessiz kalacak. Size göre onlar Türk milleti değil mi. Size göre öyledir. Ama sessizsiniz. Kayseri de Allah korusun 35 yurttaş savaş uçağı ile parçalansa tepkiniz bu mu olur? Başbakan'a sesleniyorum bizimle alay etmeyin. Duyguda böldünüz ülkeyi. Siz yaptınız. İlk saatte katliama tepki gösterseniz biz peşinizden gelirdik. Ama siz örtmeye çalıştınız. Bundan dolayı herkes elini vicdanına koysun bir kez daha düşünsün" diye konuştu.

BU İRADE SANA BOYUN EĞMEYECEK

Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu savaşın yarattığı tahribat hepimizin içini yakıyor. Bu savaş bu nedenle bitmelidir. Orada yaşamını yitirenlere vefa borcunu istiyorsak tazminat değil yapacağımız onurlu bir barıştır. Ama çıkmış ne diyor. Sonuna kadar devam edecek nerede saklanmışsa vuracağız diyor. Senin katledeceğin kimin evlatları. Neyi planlıyorsun. İki yüzlüsünüz, riyakarsınız bu konuda da başarılısınız. Bir yandan zulüm yaparken üstünü örtüp öbür tarafta kendinizi insanmış gibi gösterebiliyorsunuz. Yavuz hırsız misali ev sahibini bastırmaya çalışıyor. Katliamı yapıyor, çıkmış bir de halka hakaret ediyor. Bu irade sana boyun eğmeyecek" şeklinde konuştu.

CEMAATİN KÖLELERİ

Başbakan Erdoğan'ın BDP'nin özgür olmadığı yönünde yaptığı değerlendirmeyi de eleştiren Demirtaş, "Cemaatin izni olmadan nefes alamayanlar, Pensilvanya'dan talimat gelmeden konuşamayanlar bugün çıkmış bize hakaret ediyor. Pensilvanya konuşmadan siz bir şey diyemediniz. ABD ve İsrail ile görüştünüz önce, yalan mı? Önce onlarla tartışmadınız mı? Sonra oturup A takımınız ile Katliamı nasıl kapatacağınızı planlamadınız mı? Cemaatin köleleri çıkmış bu özgür insanlara hakaret ediyor. Senin 30 kanalın olabilir bize bir tane de yeter. Bir kanalla da biz halkımıza ulaşırız. Ev ev gezeriz derdimizi anlatırız. Halkımız bizi anlar. Bunu örtemezsin işte. Senin gücün senin arkandaki holdinglerin, cemaatin, bu halkın direnişini kırmaya yetmez. Hiçbir halk hareketi zalimler karşısında boyun eğemez" dedi.

FİLİSTİN HALKI NASIL DİRENİYORSA BİZ DE ÖYLE DİRENİYORUZ

Erdoğan'ın grup toplantısına Filistinli liderin geldiğini ve bunun şova dönüştürüldüğünü söyleyen Demirtaş, "Bugün elinden tuttuğun Haniye gibi bütün Filistin halkı gibi biz de direniyoruz. Sen bu halk için İsrail'sin. Filistin halkı nasıl direniyorsa biz de öyle yapıyoruz. Hükümetin açıklamaları faciadır. Hükümet sözcüsü çıkmış hükmü açıklıyor. Ortada ne görevden alma var ne bir şey var. Veririm paranı katlederim diyor. Peki yargılama olmayacak mı. Dava açılmayacak mı? Açılacaksa niye sorumluları açığa almıyorsun. Bir slogan attı diye 15 yaşındaki çocuğu yakalayıp cezaevine atıyorsunuz" diye sordu. Demirtaş, yapılan katliamı İsrail'in yapması durumunda bir ay boyunca protestoların yapılacağını söyleyerek, "Savaş uçağı ile bir devlet kendi vatandaşını bombalıyorsa orada söylenmesi gereken ilk şey BDP'ye hakaret değildir. Senin bütün engellemene rağmen BDP bu ülkenin 4. büyük partisidir. Seni aşar BDP'ye laf etmek. Zekanı da siyasetini de aşar. 33 kurşuna benzemiyormuş, doğru benzemiyor orada generali göstermelik de olsa yargıladılar. Sizin gibi parasını vereceğiz demediler. Sizin kadar yüzsüz, ciddiyetsiz değildiler. En azından bir generale sorumluluğu yüklediler. Ama geri kalan bütün yönleri ile o gün yaşanan ile bugün yaşanan devletin katliamcı zihniyetinin devam ettiğini gösteriyor" ifadesinde bulundu.

SİYASİ DENGESİNİ YİTİRMİŞ BİR BAŞBAKAN

Demirtaş, hükümetin katliamı kapatma çabasına karşın bütün mekanizmaları kullanacaklarını, BM'ye ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvuracaklarını söyleyerek, "Uludere olayının örtülmemesi kardeşliği güçlendirir. Orada olup biteni Kürt halkı biliyor. Üstünü örterseniz orada bölünme olur. Başbakan komutanlara teşekkür ediyor, grup ayakta alkışlıyor. Gerçekten de kan dondurucu bir görüntü. Bir insan bu kadar çılgınlaşamaz. Çılgın bir Başbakan tarafından yönetilen bir ülke iyi durumda olamaz. Tez elden vicdanı haysiyeti önde tutan herkes harekete geçmelidir. AKP'ye oy verenler tez elden harekete geçin. Siyasi dengesini yitirmiş bir Başbakan tarafından yönetiliyorlar. El ele verelim onurlu barışı savunalım. Yoksa ölümler hepimizin canını yakmaya devam edecek" dedi.

Demirtaş, diyalog yollarının kapalı olmasının sakıncalarına da dikkat çekerek, "İmralı'da PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik tecrit için analar burada. Bu diyalogsuzluğun yol açtığı tehlikeyi görüyorlar. Başbakan bunu görmüyor mu? Artık el ele verelim, bu ayrımcı söyleme aldanmayın. Hayatında bölgeyi görmemiş, oraya adım atmamış insanlar oturmuş köşklerinden kürsülerinden ahkam kesiyorlar. Bu yüzden biz tecride, soykırıma ve askeri operasyonlara karşı çıkacağız" diye konuştu.

Bir AKP Devleti Vahşeti Daha: 8 Cenazenin de Kafası Kopartılmış!

Arşiv Fotoğrafı
Bingöl Yayladere kırsalında 15 Aralık'ta infaz edilen 8 HPG gerillasının kimlikleri, cesetler tamamen yakıldığı için teşhis edilemiyor. Yaşamını yitirenler arasında oğlu olduğunu düşünen Mehmet Karakaya, "8 cenazeye tek tek baktık. Hepsinin burundan yukarısı, kafa kısmı tamamen yok edilmiş. Hepsinin kafaları kopartılmış’’ dedi.

Bingöl'ün Yayladere kırsalında 15 Aralık'ta operasyonda infaz edilen 5'i kadın 8 gerillanın cesedi otopsi yapılmak üzere 17 Aralık'ta İstanbul'a getirildi. Yenibosna Adli Tıp Kurumu önünde İHD, YAKAYDER, Barış Anneleri ve BDP'lilerin bekleyişleri sürüyor.

Cenazelerin kendi çocuklarına ait olabileceği endişesiyle şimdiye kadar 3'ü İstanbul'da, 3'ü Diyarbakır'da olmak üzere toplam 6 aile, cenazelerin kimlik teşhisi için savcılığa başvuruda bulundu.

İstanbul'da başvuranlardan biri de Mehmet Karakaya. Oğlu Şerif Karakaya'nın gerilla saflarında olduğu ve Bingöl kırsalında bulunduğu düşüncesiyle cenazelerin İstanbul'a getirilmesinden hemen sonra önce İHD'ye sonra Adli Tıp Kurumu'na gidip başvuruda bulundu.

'HEPSİNİN KAFASI KOPARTILMIŞ!'

İnsan Hakları Derneği'ne giderek hukuki yardım talep eden Karakaya, daha sonra dernek yetkilileri ile birlikte Yenibosna'daki Adli Tıp Kurumu'na gitti. Savcılığa, cenazelerden birinin oğluna ait olabileceğini, teşhis için cenazelerin gösterilmesini ve DNA testinin yapılması için başvuruda bulunan Mehmet Karakaya, savcılıkta engellemelerle karşılaştı ve oradan uzaklaştırılmak istendi. Ancak Karakaya'nın ısrarlı davranması üzerine savcılık yetkilileri cenazeleri göstermek zorunda kaldılar. Karakaya, savcı ve güvenlik görevlileri nezaretinde İHD yetkilileri ile birlikte gördüğü cenazeleri şöyle anlatıyor: "8 cenazeye tek tek baktık. Hepsinin burundan yukarısı, kafa kısmı tamamen yok edilmiş. Yani hepsinin kafaları kopartılmış. Vücudun kalan kısımları tamamen yakılmış bir kömür yığını şeklindeydi. Öyle yakılmış ki, cinsiyetlerini bile ayırt edemezsiniz. Bütün organları yakılıp yok edilmiş. Cenazeleri teşhis etmek mümkün değildi."

NEDEN İSTANBUL?

Savcılık, cenazelerin gösterilmesinin ardından cenazelerle ilgili kendilerinde herhangi bir bilgi ve belge olmadığını, cenazelerin neden İstanbul'a getirildiğini anlayamadıklarını, kimlik bilgileri için Elazığ'ın Karakoçan ilçesindeki cumhuriyet savcılığına başvurmaları gerektiğini söyledi.

Şimdiye kadar gerilla cenazeleri kimlik tespiti için genellikle Malatya Adli Tıp Kurumu'na gönderilirdi. Mehmet Karakaya, bu kez İstanbul'un tercih edilmesini ise şöyle yorumladı: "Bizim gördüğümüz kadarıyla yoğun kimyasal kullanmışlar. İstanbul'a getirmelerinin nedenleri vardır muhakkak. Belki Malatya'da kimlik tespiti yapamayacaklarını bildikleri için İstanbul'a getirildi. Belki, Kürdistan'da yoğun katılımla kaldırılan gerilla cenazelerinden sonra gerilla ailelerini yıldırarak Kürt halkına mesaj veriyorlar. Yada batı metropollerindeki Kürt halkının gerilla cenazeleri karşında gösterecekleri tepkiyi, sahiplenme refleksini görmek istediler."

İstanbul'dan herhangi bir bilgi elde edemeyen Mehmet Karakaya ve diğer iki aile, Karakoçan'ın yolunu tutarlar. Ancak Karakoçan'daki savcılığa vardıklarında da ilginç bir tepkiyle karşılaşırlar. Karakaya, Karakoçan'da yaşadıklarını da, şöyle anlattı: "Oradaki savcı dosyanın kendilerinde olmadığını, dosyayı Diyarbakır'a gönderdiklerini ve hemen burayı terk etmemizi istedi. Savcının yanındaki güvenlik güçleri küfür ederek bizi yaka paça dışarı attılar. ‘Çocuklarınız gibi yakılmak istemiyorsanız bir daha buraya gelmeyin, gelirseniz sonunuz onlar gibi olacak' dediler."

'İLÇE HALKI BASKI ALTINDA'

Diyarbakır’a gitmeden ilçe halkından çatışmayla ilgili bilgi almak isteyen aile, bu kez de devletin ilçedekileri tehdit ettiği gerçeğiyle karşılaştı. İlçedekilerin, ağız birliği etmişcesine tek kelime etmediklerini söyleyen Karakaya, "Çatışmanın nerede olduğunu sorduğumuzda, aslında çatışma olmadığını, bir vahşetin yaşandığını ama bu konu hakkında bir şey söylemek istemediklerini belirttiler. Eğer bir şey söyleyeceklerse de, bunu bağımsız bir heyete anlatabileceklerini söylediler ve bizim de zaman kaybetmeden oradan çıkmamızı istediler. Çünkü güvenlik güçlerinin kendilerini tehdit ederek bu konu hakkında konuşanın akıbetinin de 8 gerilladan farklı olmayacağını söylediklerini anlattılar" diye konuştu.

SAVCILIK AİLELERİ KOVUYOR!

Karakoçan’dan çıkıp bu kez Diyarbakır’a giden 3 aile, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunur. Savcılık, dosyanın kendilerine gelmediğini, cenazelerin de İstanbul’da olduğunu ve İstanbul’a gitmelerini ister. Savcılık, aileyi kovarak, 'bir daha gelmemeleri' uyarısında bulunur. Savcılık kapısında bekleyen güvenlik güçleri tarafından küfür ve hakaretle oradan uzaklaştırılmak istenen aileler, kimliklerle ilgili bilgi almadan Diyarbakır'dan ayrılmayacaklarını kararlı bir şekilde savcılık yetkilerine anlatır.

Karakaya, devamında ise şunları anlattı: "Diyarbakır'da dört gün boyunca sürekli savcılık kapısında bekledik. Bize herhangi bir bilgi verilmeden buradan gitmeyeceğimizi ve gerekirse açlık grevine gireceğimizi söyledik. Israrlı davrandığımızı gören savcılık, dördüncü günün sonunda DNA testi için kan vermemizi kabul etti. Kan örneği verdik. 'Siz gidin, biz size haber vereceğiz' dediler. Ne zaman sonuçlanacağını sorduğumuzda da ‘Bir ay da olabilir, bir yıl da olabilir. Bir daha da buraya gelmeyin' dediler. Biz de İstanbul'a geri döndük ve yeniden Yenibosna Adlı Tıp Kurumu önünde beklemeye devam ettik. O gün bugündür sabahtan akşama kadar kapıda nöbet tutuyoruz. Her gün kurumun önündeki güvenlik güçlerinin hakaretlerine, küfürlerine, tacizlerine maruz kalıyoruz. Oysa bilmeliler ki, ne bizi, ne çocuklarımızı kimyasal silahlarla öldürerek bitiremezler."

‘CENAZELERİMİZ SAHİPSİZ DEĞİL’

Son olarak, uluslararası bağımsız bir heyetin olayı incelemesini ve bağımsız doktorlar tarafından cenazelerin nasıl bu hale getirildiğini, kimyasal kullanılıp kullanılmadığının açıklanmasını talep eden Karakaya, "Ayrıca oğlum bu cenazelerin içerisindeyse tespit edilip cenazesinin bana teslim edilmesini istiyorum. DNA’ları tespit edilmeden, kimlikleri açıklanmadan defnedilmelerini kesinlikle istemiyoruz" dedi.

Kürt halkını da, evlatlarına sahip çıkmaya davet eden Karakaya, sözlerini şöyle bitirdi: "Bu cenazeler Kürt halkınındır, Kürdistan'ın çocuklarınındır. Sahipsiz değiller. Çocuklarımızın kimlik tespiti için ve insanca cenazelerimizi almak için sonuna kadar direneceğiz."

ANF NEWS AGENCY

Devlet Bahçeli Katliamı Savundu: ''Devlet Gereğini Yapmıştır! ''

ANKARA - MHP lideri Devlet Bahçeli Roboski Katliamını savunarak, katliamda yaşamını yitirenlerin PKK ile bağlantısının olabileceğini savundu. Bahçeli, “Devlet gereğini yapmıştır” dedi.
Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 35 köylünün hava saldırısında katledilmesiyle ilgili, "Yüzde bir bile ihtimal olsa sınırlarımızdan kanun dışı yollardan girenlerin bir tek Mehmetçiğe, bir tek vatandaşımıza zarar vereceği hesap ediliyorsa ve bu bir tehdit olarak görülüyorsa devlet derhal gereğini yapmalıdır ve bu son olayda da yapmıştır" dedi.

Bugüne kadar Genelkurmay'ın açıklaması dışında doyurucu bir açıklama gelmediğini iddia eden Bahçeli, yeni bir oyunun tezgahlandığını savundu. Bahçeli, olayın meydana geldiği yerin gümrük noktası değil örgüt güzergahı olduğunu iddia ederek ölenlerin ise PKK ile bağlantılı olabileceğini söyledi. Bahçeli, Türkiye'nin mutlaka kendine avantaj sağlayacak arazi derinliğine sahip olacağı yerden itibaren bir an önce güvenlik kuşağı oluşturması gerektiğini söyledi.

ANF NEWS AGENCY

Roboski Raporu: Ambulanslar Gitmediği İçin Yaralılar Donarak Öldü

Uludere'de incelemede bulunan MAZLUMDER, İHD, ÇHD, TİHV, Türkiye Barış Meclisi, KESK, TTB ve DİSK'ten oluşan heyet tarafından katliama ilişkin yapılan ortak açıklamada, "Yapılan bir yargısız infazdır ve öldürülenlerin sayısı itibariyle bu toplu bir katliam niteliği taşımaktadır" denilerek, olay sonrası yaralılara yardım etmek için giden ambulans ve sağlık ekiplerine izin verilmediği, yaralıların bazılarının donarak öldüğü vurgulandı.

28 Aralık 2011 günü Şırnak İli Uludere İlçesi Ortasu (Roboski) Köyü sınırlarında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin savaş uçakları tarafından atılan bombalar sonucu öldürülen 35 kişi ile ilgili MAZLUMDER, İHD, ÇHD, TİHV, Türkiye Barış Meclisi, KESK, TTB ve DİSK'ten oluşan heyetin ortak inceleme ve araştırma raporu açıklandı. Mülkiyeliler Birliği Lokali'nde düzenlenen toplantıda "Yapılan bir yargısız infazdır ve öldürülenlerin sayısı itibariyle bu toplu bir katliam niteliği taşımaktadır" denildi. Heyet adına konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, katliam yerine gidip tanıklarla konuştuklarını belirterek, bu katliamın planlanarak bilinçli bir şekilde yapıldığını ifade etti.

DUR İHTARI YAPILMADI


Türkdoğan, otopsi sonucu 35 sivilin hayatını kaybettiğini vurgulayarak bunlardan 17'sinin çocuk, en büyük olanının ise 25 yaşında olduğunu söyledi. Olay esnasında görgü tanıklarından aldıkları bilgiye göre gruba "dur" ihtarının hiçbir şekilde yapılmadığını vurgulayan Türkdoğan, gruptakilerden hiçbirisinde de silah olmadığı ve karşılık vermediğini belirtti. Olay esnasında ölenlerin "güvenlik" güçlerince tanındığını kaydeden Türkdoğan, köylülerden aldıkları bilgilere göre, köylülerin katledildiği yerde sınır ticaretinin sürekli yapıldığı ve güvenlik güçlerinin de bunu bildiğinin kendilerine iletildiğini ifade etti.

YANMIŞ, PARÇALANMIŞ CESETLER


Türkdoğan, cenazelerin otopsi işlemlerinin gelişi güzel yapıldığını belirterek, cenazelerin yakınları tarafından getirilen battaniyelere sarıldığı ve hiçbir özenin gösterilmediğini dile getirdi. Türkdoğan, olay yerinde yaptıkları ve raporda yazdıkları tespitleri şu şekilde sıraladı: "Hastane heyetimiz tarafından görülen cesetlerin bir kısmının yanmış, iç organlarının dışarıda olduğu, çoğunun kafatasının parçalandığı, vücut bütünlüklerinin parçalanmak suretiyle bozulduğu tespit edildi."

OLAYDAN SONRA HİÇBİR GÖZALTI YOK

Olayda tahrip gücünün çok yüksek olduğu, yakıcı nitelikte mühimmatın kullanıldığını, katliamı yapan şüpheliler hakkında herhangi bir gözaltı ve tutuklamanın olmadığı ve olayda hayatını kaybedenlerin sınır ticareti ile uğraştıkları bunun uzun yıllardan beri karakolun bilgisi dahilinde olduğu ve özelikle son bir ay içinde karakol tarafından kolaylık sağlandığı ve müsamaha gösterildiği belirtildi. Raporda olay sonrası karakol ve gözetleme kulelerine haber verildiği ancak olay yerine uzun zaman hiçbir yetkilinin gitmediği belirtildi.

AMBULANSLAR ENGELLENDİĞİ İÇİN YARALILAR DONARAK ÖLDÜ

Olay sonrasında Şırnak ve diğer yerlerden gelen ambulans ve sağlık görevlilerine izin verilmediğinin belirtildiği raporda ayrıca ağır yaralı bazı kişilerin tıbbi müdahalesizlikten ve soğuktan öldüklerine dair güçlü belirtiler karşısında yetkililerden kimsenin bu durumu inceleme gereksinimi duymadıkları ifade edildi. Heron görüntülerinde kaçakçıların yanında silah olup olmadığı tespit edildiği halde neden bu görüntüler kamuoyu ile paylaşılma gereği duyulmadığı soruldu. Uludere'de katliam yerinde incelemede bulunan heyet, katliama ilişkin yaptığı açıklamada, "Yapılan bir yargısız infazdır ve öldürülenlerin sayısı itibariyle bu toplu bir katliam niteliği taşımaktadır" denildi. Birleşmiş Miletler ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları birimlerinin olayı incelemesi gerektiğinin vurgulandığı raporda, devletin yapılanın bir katliam olduğunu kabul etmesi, özür dilemesi ve olayda sorumluluğu olanların istifa etmesi, medyanın da taraflı yayıncılıktan vazgeçmesi gerektiğinin altı çizildi.

DEVLET KİMİ VURDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİYOR


Raporun açıklandığı basın toplantısında heyette yer alan kurumların temsilcileri de Uludere'de yaptıkları gözlemleri paylaştı. KESK Genel Başkanı Lami Özgen, olay yeri incelemelerinde durumun çok vahim olduğunu belirtirken, katliamın bilinçli olarak planlanıp yapıldığını kaydetti. Seyit Rıza'nın idam sehpasında söylediği sözleri hatırlatan Özgen, devletin artık insanları öldürmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti. Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ise katliamın çok net ve kasten yapıldığının altını çizerek, "Devlet vururken ve vurduktan sonra kimi vurduğunu çok iyi bilmektedir. Herkes çok iyi bilmelidir devlet halkını bilerek ve tasarlayarak katletmiştir" dedi.


RAPORDAN BAZI TESİPTLER

Raporda yer alan "olay yerine ilişkin tespitler"den bazıları ise şöyle:

- Olay yerinin Ortasu köyüne yaklaşık olarak 4-5 km mesafede olduğu

- Ortasu köyünden olay yerine yakın bir yere kadar kullanılabilir bir yol olduğu, yaklaşık 1.5km’lik bir patika yoldan olayın gerçekleştiği yere ulaşıldığı

- Yol üzerinde ekili tarım alanları ve kömür ocakları bulunduğu

- Olayın meydana geldiği yerin Irak–Türkiye sınırının sıfır noktası olduğu, sınır taşının mevcut olduğu, patlamadan arta kalan kalıntıların etrafa yayılmış olduğu, bir kısmının Türkiye tarafında kaldığı, bir kısmının Irak tarafında kaldığı

- Olay yerinde, sınır taşının güneybatı istikametinde Irak sınırları içerisinde sınır taşının 50 metre uzağında, yarım metre derinliğinde, 5 metre çapında olduğu anlaşılan bir çukurun mevcut olduğu ve bunun muhtemelen uçaktan atılan bombanın açmış olduğu bir çukur olduğu

- Sınır taşının güneyinde vadiye doğru 500 metre aşağısında yine benzer nitelikte bir çukurun bulunduğu

- Sınır taşının hemen yanında bomba parçalarının görüldüğü, sınır taşında herhangi bir darbenin olmadığı, mazot bidonlarının etrafa yayıldığı ancak parçalanmadığı, olay yerinde canlı organizma olarak nitelendirebilecek insan, hayvan ve bitki örtüsünün zarar gördüğü, ancak isabet eden yer dışında taş, bidon ve benzeri maddelerin etkilenmediği

- Çukurun açıldığı yerin etrafında yaklaşık 5 dönümlük alanda sınırın kuzey ve güney yamaçlarından kararmanın olduğu, karın eridiği, ağaçların yandığı

- Tepenin üstünün engebeli ve dağlık olmadığı düzlük bir alan olduğu

- Kuzeyinde hakim bir tepede askerlerin gözetleme kuleleri olduğu ve olayın olduğu yeri net olarak görebildiği

- Olay yerinde GSM şebekelerinin olduğu ve telefon ile görüşme yapılabildiği,

"Bombalarda kimyasal bileşik var mı?"

AYDINLATILMASI GEREKEN NOKTALAR

Raporda belirtilen, "aydınlatılması gereken noktalar"dan bazıları şöyle:

- Olay sonrası karakol ve gözetleme kuleleri yakın olduğu ve haber verilmesine rağmen ve yakın bir mesafede olmasına rağmen ve özellikle korucuların ve diğer kişilerin olaydan hemen sonra askeri birimlere haber verdiği kesin olduğu dikkate alındığında neden olay yerine hiçbir görevli, yetkili gitmemiştir?

- Olay sonrasında Şırnak ve diğer yerlerden gelen ambulanslar ile sağlık görevlilerine neden izin verilmemiştir.

- Ağır yaralı bazı kişilerin tıbbi müdahalesizlikten ve soğuktan öldükleri iddiası karşısında ilgililerin olay yerine gitmeyişinin ve bu ölümlerin sebebi tek tek ve ayrıntılı olarak ortaya çıkarılmalıdır.

- Köylülerin uzun yıllardır bu işi yaptığı dikkate alındığında geçmişte yaşanmış benzer olaylar olup olmadığı yönünde özel bir araştırma yapılmalıdır. Bu olayların meydana gelmesinde köyün bağlı olduğu karakolun bir kastı veya ihmali olup olmadığı araştırılmalıdır.
- Köyde bulunan korucular ve muhtara daha önce operasyon yapılacağında “kaçağa gitmeme” hususunun bildirildiği, bu olayda askerlerin gündüzün kaçağa gidenleri gördüğü halde bu hususun bildirilmediği yönündeki iddialar araştırılıp aydınlatılmalıdır.

- Olay sonrası köyden giden grupların yolda askerlerle karşılaştığı ve köylüler gittikten sonra yoldan ayrıldıkları/çekildikleri yönündeki bilgiler araştırılmalıdır.

- Genel Kurmay’ın basın açıklamasına göre insansız hava araçlarına (İHA) ait ilk görüntüye 18:39 ‘da rastlanılmış, bombardıman 21:37 ‘de yapılmıştır. Aradan geçen 3 saat zarfında yerel unsurlardan herhangi bir istihbari bilgi teyit ettirilmiş, ek bilgi alınmış mıdır? Alınmamış ise neden gerek duyulmamıştır?
- Bazı cenazelerin yanmış ve kömürleşmiş olması karşısında bombardımanda kullanılan silahlar arasında kimyasal bileşik kullanılmış mıdır?

- Katliamın yaşandığı gecenin sabahında köylüler kendi imkânları ile cenazeleri çıkardıkları esnada havada dolaşan helikopterin uçuş amcanın ne olduğu ve hangi gerekçeler ile yardım için inmediği aydınlatılmalıdır.

- Yerel askeri ve sivil yetkililerin yaşamını yitirenlerin ailelerini arayarak cenazeleri ayrı ayrı gömmeleri konusunda telkinde bulunup bulunmadığının aydınlatılması gerekir.

- Yerel yetkililer ile Hükümet yetkilileri olayı bilmelerine rağmen ilk gün niçin kamuoyuna aydınlatıcı açıklamalar yapmamışlardır?

BM VE AVRUPA KONSEYİ İNCELESİN


Raporun sonunda, "kanaat ve öneriler" bölümünde, "yapılanın bir yargısız infaz olduğu, öldürülenlerin sayısı itibariyle “toplu bir katliam” niteliği taşıdığı", olayın "yıllardır hesabı sorulamayan ve 'terörle mücadele' adı altında yapılan yargısız infaz ve katliamların bir devamı olduğu" ifadelerine yer veriliyor ve şunlar öneriliyor:

- Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’nun bu katliamı bir an önce gündemine alıp gerekli incelemeyi yapması

- BM ve Avrupa Konseyi insan hakları birimlerinin olayı incelemesi

- Katliam sorumlu ve faillerinin yargı önüne çıkarılması için tüm kurumların üstüne düşen görevleri hakkıyla yapması, etkili bir soruşturma yapılabilmesi için olayda sorumluluğu bulunan askeri ve sivil tüm yetkililerinin (bombalama emri verenler dahil) soruşturma sonuçlanıncaya kadar görevlerinden açığa alınması, savcılık ve idari birimlerin sorumlular hakkında ivedi olarak etkin bir soruşturma yapması

- Devletin yapılanın bir katliam olduğunu kabul etmesi ve özür dilemesi, Hükümet’in olayın siyasi sorumluluğunu üstlenmesi, İçişleri Bakanı’nın istifa etmesi, Genel Kurmay Başkanı ve sorumlu kuvvet komutanı veya komutanlarının görevden alınması.


ANF NEWS AGENCY

Erdoğan TSK'yı Kutladı, 'Sokaktakini de Vuracağız' Dedi

Ankara - Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Uludere’de yaşanan katliamı “Molotoflu eylemlerle” kıyaslayarak gerekçelendirmeye çalıştı ve molotoflu eylemlere karşı silah kullanımına izin verecek bir teklif hazırlığında olduklarını açıkladı. Katliamı yapan Genelkurmay’ı kutlayan Erdoğan, BDP’yi de isim vermeden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin gibi “PKK’nin uzantısı” olmakla suçladı.

Roboski Katliamı’ndan altı gün sonra Meclis’te katliama ilişkin konuşan Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan ölümleri gerekçelendirmek için “molotoflu eylemleri” bile örnek göstermekten çekinmedi. Erdoğan, Uludere Kaymakamı’na saldırıya sert tepki gösterirken, 35 kişinin ölümü için “başsağlığı” dilemekle yetindi.

MEDYAYI TEHDİT ETTİ


Katliam konusunda medyada yer alan haberleri sert eleştiren Erdoğan, “Devlet milletini bombalıyor diye göstermek isteyen bir kısım medyanın gayetlerini de gayet iyi biliyoruz” diye tehdit etti.

Erdoğan, “Bizim de onların istekleri istikametinde hareket etmeyen bir hükümet olmadığımız için onları rahatsız ediyoruz” iddiasında bulundu.

KAYMAKAM’I DÖVMEK SUÇ, KATLİAM DEĞİL!

Uludere Kaymakamı için “Taziyeye gelen kaymakamı öldüresiye dövmek, linç etmek o insan diye geçinen müsveddelerin işidir” diyen Erdoğan, 35 kişiyi katledenler için ise en ufak bir tepki belirtisi göstermedi.

KATLİAMCI TSK’YA KUTLAMA


Erdoğan, katliamı gerçekleştiren TSK’yı da kutladı: “Yapılan hava operasyonunda 35 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu acı hadisede adli ve idari inceleme yapılıyor, yapılacaktır. Genelkurmay Başkanlığımız inceleme başlattığını açıklamıştır. Ben de Genelkurmay Başkanı’yla konuyu görüştüm. Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine bu konudaki hassasiyeti nedeniyle medyaya rağmen teşekkür ediyorum.”

Erdoğan, kendisine ve hükümetine yönelik eleştirilere de tahammülsüzlüğünü şöyle gösterdi: “Diyor ki, ben eli silahlılardan korkmadım Kasımpaşalı Tayyip'ten mi korkacağım? Derdim kimseyi korkutmak değil. Ben Kasımpaşalı Tayyip olmaktan şeref duyarım. Oradan çıkan bir evladı olarak bu halkın buralara getirdiği bir insan olarak milletime hizmet etmekten gurur duyarım. Eğer bu millet yüzde 50 oy verdilerse herhalde bu milletten akıllı değilsin. Bu ancak adaletle bu ancak dürüstlükle olur. Biz ne yaptık diye kendilerine bir sorsunlar.”

Katliamın 33 Kurşun olayına benzetilmesine de tepki gösteren Erdoğan, “Bu hadiseyi 33 kurşun hadisesine benzetmek fırsatçılıktır. Bazı medya kuruluşlarının hedef saptırma gayretlerini de anlıyorum. E bu da onların işi. CHP'nin üslubunun BDP'ninkiyle bu kadar örtüşmesi gerçekten şaşırtıcı” dedi.

MOLOTOFA KARŞI SİLAH

Erdoğan katliamı gerekçelendirmeye çalışırken Molotoflu eylemleri örnek gösterdi: “Tarlabaşı Caddesi'nde otobüste bulunan vatandaşımızın ne günahı var? Otobüsleri molotof atarak o insanları ölüm tehlikesi altına nasıl bırakırsın? Biz molotofkokteylinin de silah olarak sayılması için teklif hazırlayacağız.”

ŞAHİN VE ERDOĞAN, AYNI ZİHNİYET

“Meydanı ne teröre ne de onların uzantılarına asla bırakmayacağız” diyen Erdoğan’ın bu ifadeleri de İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in sanatçıyı, ressamı, şairi ve dernekleri “terörizm” kapsamına alan açıklamasını hatırlattı. Şahin de BDP’yi “PKK’nin uzantısı” olmakla suçlamıştı.

ANF NEWS AGENCY

KCK'den Öcalan'a Hücre Cezasına Sert Tepki

Behdinan - KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, PKK lideri Abdullah Öcalan’a “tecrit içinde tecrit” cezasına sert tepki göstererek “toplumsal eylemselliği yükseltme” çağrında bulundu.

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada, Öcalan’ın avukatları ile görüştürülmemesi ve en son verilen hücre cezasına tepki göstererek, “İmralı İşkence Sistemi tüm tahammül sınırlarını aşmakta olduğunu” kaydetti

KCK’nin açıklaması şöyle: “Kürt sorununun çözümünde barışçıl-demokratik yöntemlerde değil, katliam, soykırım ve şantajda karar kılan AKP devleti, Kürt halkına, Önderliğine ve gerilla güçlerine karşı başlattığı saldırılarını tırmandırmaktadır. Bizzat AKP’li bakanların başını çektiği yoğun bir psikolojik savaş eşliğinde yürütülen bu saldırı dalgası, yurtsever halkımızın Roboskî’de katledilmesi ardından dün Asrın Hukuk Bürosu tarafından kamuoyuna duyurulan Kürt Halk Önderi Başkan Apo’ya verilen hücre içinde hücre cezasının uygulanması ve ailesinin görüşme için yaptığı başvurunun bir kez daha reddedilmesiyle doruğa çıkarılmıştır. Ayrıca şu anda hukuksuz bir biçimde uygulamakta olduğu ağırlaştırılmış tecride yasal kılıf bulma arayışları da düşünüldüğünde Önderliğimize karşı uyguladığı İmralı İşkence Sistemi tüm tahammül sınırlarını aşmaktadır.

Hem Kürt Halk Önderliği’nin hem de yanındaki 5 Kürdistanlı tutsağın tam bir işkence ortamında tutulması için sudan bahanelerle 2 yıl önce verilmiş ama uygulanmamış olan hücre içinde hücre cezasının uygulanması AKP’nin Kürdistan halkına karşı yürüttüğü savaşta her türlü yönteme başvurmakta olduğunu, hiçbir hukuk ve ahlaki kuralı tanımadan tamamen keyfi davrandığını bir kez daha ortaya koymuştur. Teslim alma amacıyla iğrenç yöntemlere başvuran Türk devleti, Önder Apo’nun yüksek irade ve büyük insanlık duruşu karşısında yenilgiye mahkumdur. Kürt halkının ulusal hakları için yürüttüğü mücadelede kazandığı siyasi ve askeri örgütlenme düzeyini zayıflatmak, darbelemek ve kirli amaçlarına ulaşabilmek için 13 yıl önce uluslararası güçler tarafından kendisine teslim edilen Önder Apo’ya dönük işkence uygulamasının fırsatçı, entrikacı, faşizan bir zihniyetin uygulanması dışında hiçbir izahı yoktur. İmralı’daki işkence ve Roboskî’deki katliam, birbirini tamamlayan sömürgeci uygulamalardır. İmralı’daki işkence zihniyeti, Roboskî’de soykırım olarak kendisini uygulamıştır.

HUKUK DEĞİL FAŞİST DEVLET TERÖRÜ

Türk devleti Kürt Halk Önderliği’ne, Kürt siyasetine, seçilmiş temsilcilerine, Kürt sendikacılarına, Kürt sivil toplum kuruluşlarına, Kürt gençliğine, Kürt kadınlarına, Kürt avukatlarına, Kürt gazetecilerine ve Kürt köylülerine yönelerek Kürt toplumunu sindirme ve teslim alma savaşında hiçbir ulusal ve uluslararası yasayı dikkate almadan tamamen sömürgeci yasalar çerçevesinde bir yaklaşımı esas almaktadır. Uyguladığı adalet ve hukuk değil, faşist devlet terörüdür. Esaret altında bulunan insanların en sıradan insani haklarını bile şantaj olarak kullanan ve pazarlık konusu haline getiren bir insanlık dışı sömürgeci mantık söz konusudur.

ULUSLARARASI KURUMLARIN SESSİZLİĞİ MANİDAR

Önder Apo, Türkiye’nin kendi imkanlarıyla esir aldığı bir tutuklu değildir. Uluslararası Komplo’yla uluslararası güçlerin kaçırarak Türkiye’ye teslim ettiği bir tutukludur. Bu açıdan Önder Apo’nun esaret altına alınması Türkiye’nin ulusal yasalarını aşan, uluslararası yasaları da kapsayan bir esarettir. Buna rağmen beş buçuk aydır ağır bir tecride tabii tutulmakta, bu surette psikolojik işkence kapsamlılaştırılmakta, bütün bunlarla yetinilmeyip hücre içinde hücre cezası uygulanmaktadır. Bütün bunları iç hukukunu ve uluslararası yasaları çiğneyerek yapmasına rağmen uluslararası ilgili kurumların hiçbir tepki göstermemesi çok manidardır. Başta AİHM ve CPT’nin uluslararası hukukun göz göre ayaklar altına alınmasına karşı bu denli sessiz kalması onların da suç ortaklığı içinde bulunduklarını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu durumda Önder Apo üzerinde uygulanan insanlık dışı tecrit ve işkenceden AKP devleti kadar bu kurumlar da sorumludur. Açıkça insan hakları ve evrensel hukuk ayaklar altına alınmaktadır.

BU SALDIRILAR TÜM KÜRT TOPLUMU HEDEFLİYOR

Yurtsever Kürdistan halkı İmralı’da Önder Apo’ya karşı geliştirilen bu politikanın halka indirgenmesinin Roboskî’deki katliam, Amed’deki infaz olduğunu görerek ve bütün bu saldırıların özünde Kürt ulusal varlığına dönük olduğu gerçeğini dikkate alarak bu imha saldırılarına karşı kendi varlığını koruma savaşını ve mücadelesini daha da yükseltmek zorundadır. Özünde İmralı’daki işkence, Roboskî’deki imha Kürt halkına karşı yok etme savaşının bir uygulamasıdır. AKP hükümeti Kürt toplumunu teslim almak, sömürgeci amaçlarını uygulamak için her türlü iğrenç yöntemi kullanarak işkence, katliam ve soykırımla sonuca gitmek istemektedir. AKP hükümetinin bu saldırıları Kürt halkına onursuzluğu dayatan ve tüm Kürt toplumunu hedefleyen saldırılardır.
EYLEMLER YÜKSELTİLMELİ

Bütün yurtsever Kürdistan halkı, AKP’nin bu hukuk tanımayan, ahlaksız, iğrenç soykırım politikasına karşı toplumsal eylemselliğini yükselterek cevap vermelidir. Tecrit ve işkenceye karşı Önder Apo’nun özgürlüğü için çeşitli kurumların başlattığı kampanyalar ve yürüyüşlerin hepsi bu kapsamda çok değerli ve çok anlamlıdır. Bütün yurtsever halkımızı bu kampanyalara katılmaya, işkenceye, katliama ve soykırıma son demeye, Önder Apo’yla özgürce yaşam amacıyla özgürlük ve insanlık davasına sahip çıkmaya, başlatılan kitlesel eylemselliği yükseltmeye çağırıyoruz.”

ANF NEWS AGENCY

Bu Kaymakamı da Hatırladınız mı?

Esir Muş Kaymakam Adayı Kenan Erenoğlu
Roboski'de sivil, savunmasız, tümü çocuk ve genç 35 kişinin ölümüne sessiz kalanlar, öfkeli kalabalığın ortasına gönderilen Uludere Kaymakamı'na yönelik saldırı karşısında kıyameti kopardılar. Aynı medya, bundan dört buçuk ay önce gerillanın esir aldığı kaymakam adayı Kenan Erenoğlu için ise tek bir kelime etmekten itina ediyor.
Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık gecesi 35 kişi karadan ve havadan bombalanarak vahşi bir şekilde katledildiler. Yanmış ve parçalara ayrılmış cesetlerin getirilmesi için de devlet kurumları hiçbir refleks göstermezken, köylüler katırlar üzerinde cenazelerini taşıdılar. Bu sırada AKP’nin kontrolündeki ana akım medya, hiçbir şey olmamış gibi utanç verici bir sessizlik içindeydi. İktidardaki patronlarından talimat bekliyorlardı.

Aynı medya, katliamdan üç gün sonra Gülyazı Köyü’ndeki öfkeli kalabalığın arasına gönderilen Uludere Kaymakamı Naif Yılmaz’a yönelik saldırı karşısında büyük bir gürültü kopardı. Zaten katliamın ertesinde, olayı örtbas etmek için akıllara ziyan ahmakça şüpheler yaratan medya, kaymakama atılan yumrukları da tahrip gücü yüksek ve yanıcı bombalardan daha tehlikeli olarak göstermeye çalıştı.

AHMAK SORULAR…


Bu sırada ANF’nin neden uçakların havalandığını önceden bildirmediğini !!! söyleyen “ahmak zihniyetler” de çıktı. Tüm bir toplumun kendileri gibi, bir katliamı anlamak için bu kadar aptalca sorularla meşgul olduğunu sanıyorlardı herhalde. Bazıları, Kürt gençlerinin facebook sayfalarında paylaştığı gerilla resimlerine işaret ederek, katliama gerekçe arayacak kadar “katliamcı zihniyetlerini” dışa vurduklarının farkında değildi.

Sorulması gereken onca soru, hesap verilmesi gereken onca suç varken, suni gündemler yaratarak, 35 sivilin hayatını kaybettiği katliamı unutturma, örtbas etme ve haklı çıkarma çabaları süredursun, bir bardak suda kopartılan fırtınaya bakılırsa Türk medyasının gerçekten “kaymakam sevdalısı” olduğu sanılır. Yine, katliamdan 27 saat sonra meydanın karşısına çıkıp Gediktepe’yi hatırlatarak askerlerin bir daha o duruma düşmemesi için katliamı gerekçelendirmeye çalışan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da bakılırsa, askerlerini çok düşünüyormuş gibi algı oluşabilir.
‘KEŞKE ÖLSELERDİ…’

Peki gerçekten öyle mi? 2007’de Dağlıca’da 8 askerin esir alınması ardından “O askerler keşke esir düşmeseler de ölselerdi” diyen dönemin bakanı Mehmet Ali Şahin değilmiydi? O kadar uzağa da gitmeye gerek yok. Halen gerillanın elinde bulunan esir askerler var, bunlar için şu ana kadar hükümet ne tek bir açıklama yaptı, ne de kılını kıpırdattı. Bu esirler arasında bir kaymakam adayı da bulunuyor. Hükümetin ve medyasının konuşmaktan itina ettiği, unutturmaya çalıştığı ve belki de “keşke ölseydi” dediği bir kaymakam adayı…

12 Ağustos günü Muş-Kulp karayolu üzerinde HPG’nin yaptığı bir kimlik kontrolü sırasında Muş kaymakam adayı Kenan Erenoğlu esir alınmıştı. Olayın ardından KCK ve HPG birçok kez çağrılar yaptı, 9 Temmuz’da Diyarbakır’ın Lice ilçesinde esir alınan iki askerle birlikte görüntüleri defalarca yayınlandı. Esirlerin aileleri ve insan hakları örgütleri de devreye girdi, ancak hükümet ve medyadaki sessizlik bozulmadı. Askerlerin serbest bırakılması için oluşturulan heyette yer alan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan bu sessizlik karşısında 20 Ekim günü ANF’ye yaptığı açıklamada "Hükümet kendi vatandaşına yabancılaşmıştır" diyordu.

35 sivil insanın ölümünü, bu katliam karşısında bir halkın tepkisini ve aylardır gerillanın elinde olan iki asker ile bir kaymakam adayını hiç görmeyenlerin Uludere Kaymakamı için gösterdikleri “derin hassasiyetlerinin” bir anlamı ve gerçekliği olabilir mi?
ANF NEWS AGENCY

Kürtler, ABD’ye Karşı Kitlesel Gösteriler Başlatıyor

Türkiye’nin Kürtlere yönelik askeri ve soykırıma varan politikalarına destek veren ABD yönetimine karşı Kürtler ilk kez eyleme geçiyor. Kürtler tüm Avrupa ülkelerinde ABD elçilikleri önünde kitlesel protesto gösterileri düzenleyecek.

Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD) ve 170 derneği bünyesinde bulunduran 10 federasyon bugün başlayıp 31 Ocak’ta sona erecek bir kampanya başlatıyor.

ABD’yi Kürt katliamına ortak olmakla eleştiren Kürt kurumlarının başlattığı kampanya kapmasında, ABD temsilcilikleri önünde kitlesel gösterileri düzenlenecek. Kitlesel gösterilerin yanısıra toplu ve bireysel protesto ve talepleri içeren dosya ve mektuplar Barack Obama ile ABD Kongresine gönderilecek.

Farklı eylem ve etkinliklerin de planladığı öğrenilirken, Kürt kurumları Federe Kürdistan Bölge Yönetimi ile Suriye, İran, Irak ve Türkiye’deki kurum, örgüt, basın, aydın ve sanatçılardan da ABD’nin Kürt politikasını protesto kampanyasına destek vermesi çağrısında bulundu.

KATLİAM İSTİHBARATLARI ABD’DEN

Bugün başlayacak kampanyaya ilişkin 170 dernek ve 10 Kürt Federasyonu tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

‘’Türk savaş uçakları tarafından 28 aralık günü Kürdistan’ı Irak ve Türkiye devletleri arasında bölen sınırın sıfır noktasında, sivil savunmasız insanlarımıza dönük bir katliam gerçekleştirildi. Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboski köyü kırsalında gerçekleşen bu bombardımanda, yaşları 12 ile 28 arasında değişen 35 Kürt köylüsü yaşamını yitirdi.

Bu katliam, Türkiye hükümetinin ordusuna verdiği ‘arazide hareket halindeki her canlıyı vurma’ yetkisi gereği yapılmıştır. Ve istihbarat da, ABD’den verdiği İnsansız Hava uçakları tarafından sağlanmıştır. Bir kaç ay önce de, Irak’ın Federe Kürdistan Bölgesi sınırları içindeki yine Türk F-16 savaş uçaklarının bombardımanında hareket halindeki bir araba hedef alınmış ve arabadaki 1 yaşındaki çocuğun da bulunduğu aynı aileden 7 Kürt köylüsü daha katledilmişti. Yanısıra sistematik devam eden ve kimyasal silahların da kullanıldığı bombardımanlarda, onlarca Kürt gerillası ve sivil insan yaşamını yitirdi, onlarcası yaralandı, köylüler yaşadıkları yerleri can kaygısından dolayı terk etmek zorunda kaldı.

Aylardır Kürt halkının seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, siyasi parti ve sivil toplum örgütü yöneticileri, üyeleri, avukat, insan hakları savunucuları, gazeteci, aydın ve sanatçıların aralarında bulunduğu yaklaşık 4 bin sivil Kürt tutuklandı. Yine ABD yönetiminin başını çektiği uluslararası çıkar güçlerince, 1999 yılında bir komplo sonucu kaçırılarak Türkiye’ye teslim edilen sayın Abdullah Öcalan`dan, 5 ayı aşkındır hiçbir haber alınamıyor.

ULUSLARARASI GÜÇLER SORUNUN VE ÇÖZÜMÜN TARAFTARI

Kürt halkına yönelik bu zulüm ve terörün esasında, elbette Türk hükümetinin tekçi, inkarcı, despotik ve diktatöryel karakter ve yapılanmasından kaynaklandığı açıktır. Ancak hem tarihsel ve hem de güncel itibarıyla, birçok nedenden dolayı Kürt sorunu, özellikle de bugün, aynı zamanda, direkt ve dolaylı olarak birçok açıdan uluslararası bir sorundur. Dolayısıyla dünya siyasetinde söz sahibi ve etkili birçok devlet ve uluslar arası güç, şu yada bu düzeyde, sorunun ve tabiî ki çözümün tarafı durumundadırlar. Bu realite, en çok da konumu, etkisi ve Türk devletiyle çok yönlü yakın ilişkileri nedeniyle, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için geçerlidir.
35 KÜRT SİVİLİN HAYATINI KAYBETMESİNDEN ABD YÖNETİMİ DE SORUMLU


Özellikle bir önceki başkan Bush döneminde yoğunlaştırılan ve halihazırda Barack Obama’nın başkanlığı döneminde de devam ettirilen politika ve uygulamalar, son olayda da görüldüğü gibi Kürt halkının aleyhine büyük trajedilere neden olmaktadır. ABD yönetimi, bu politikasıyla, sadece Türk devletinin Kürt halkına karşı, soykırım düzeyine varan inkar, asimilasyon ve imha seferleri için cesaret ve meşruiyet vermekle kalmıyor, bizzat birinci dereceden yetkilileri tarafından da defalarca itiraf edildiği üzere, son olayda görüldüğü gibi Kürtlerin toplu katliamlarında, çok somut olarak teknik ve istihbarat desteği sağlıyor. Özellikle 35 Kürt köylüsünün yaşamına malolan son olayda kullanılan İnsansız Hava Uçakları (predatörler) ve F-16 tipi savaş uçakları, bunun çarpıcı kanıtlarıdır. Kamuoyuna yansıyan bazı bilgilere göre de ABD yönetimi tarafından, Türk devletine yeni ve daha gelişmiş teknolojiyle donatılmış güdümlü füzeler verme hazırlığı yapılmaktadır. Eğer bu doğru ise ABD yönetiminin halkımıza ve insanlığa dönük, tarihi bir hata daha yapmak üzere olduğunu, ilgili tüm kesimlere hatırlatmak istiyoruz.

Çünkü Kürt halkının, meşru ulusal-toplumsal kurtuluş mücadelesinin özgürlükçü ve demokratik karakteri nedeniyle, despotik Türkiye, İran ve Suriye rejimleri tarafından hedef alınmasını anlamak pek de zor değil. Ancak özellikle Ortadoğu’ya, genel olarak dünyaya özgürlük ve demokrasiyi yayma iddiasında olan ABD rejiminin, son derece meşru bir ulusal ve toplumsal uyanış ve hak mücadelesi veren, tüm Ortadoğu için de özgürlükçü ve demokratik yapısıyla giderek esin kaynağı olan Kürt halkına düşmanca yaklaşıp katliamına ortak olmasının, hiçbir mantıki ve vicdani gerekçesi olamaz. Aksi durumda, sıkça kullandıkları `demokrasi ve insan hakları` söylemlerinin sınırları, acaba çıkarlarının başladığı veya bittiği yer midir, sorusunu sormak zorundayız?

‘ABD KÜRT KATLİAMINA ORTAK OLMUŞTUR’

Kürt halkının ne açıktan ne de gizliden, ABD’nin ulusal varlığına, siyasi ve ekonomik çıkarlarına yönelik, şu ana kadar tek bir söz ve eylemi olmamıştır. Çünkü ABD devleti ve toplumuna düşmanlık yapmak, Kürtlerin çıkarına değildir. Aynı şekilde Kürt düşmanlığı yapmanın ve katliamına, başta askeri teknik ve istihbarat olmak üzere, siyasi, diplomatik ve ekonomik her anlamda ortak olmanın da, ABD devleti ve toplumunun çıkarına olmadığını inanıyoruz. Asıl ABD’nin çıkarlarına zarar verenlerin, bu desteği arkasına alarak, halkımıza karşı terör estiren başta Türkiye olmak üzere ülkemizi sömürge rejimi altında tutan bölge devletleri olduğu, son olay gibi sayısız örnekle ortadadır.

Dolayısıyla ABD yönetiminin de en kısa sürede bu gerçeği artık görerek, özellikle Türkiye’de Kürt halkına yönelik, mevcut politikasından bir an önce vazgeçmesini istiyoruz. Ve artık yeter diyoruz. Kürt katliamına ortak olmayın. Kürt halkının ulusal varlığını ve haklarını, dar siyasi ve ekonomik çıkarlara kurban etmeyin. Türkiye’ye Kürt soykırımı için sağladığınız istihbarat ve teknolojik askeri desteği kesin, Türk devletinin Kürt halkına yönelik insanlık suçlarına siyasi ve diplomatik örtü olmayı bırakın.

Bununla birlikte, Kürt halkının, tek taraflı olarak geliştirdiği ateşkesler ve diğer birçok pratik adımla ispatladığı, sorunun diyalog ve müzakere yoluyla, barışçıl ve siyasi çözümüne yönelik niyet ve çabaları takdir edilerek, ona denk bir yaklaşım gösterilmelidir. Beklentimiz, ABD’nin, bölge ve uluslar arası alandaki güç ve rolünü Kürt halkının inkar ve imhası için değil, diyalog ve müzakerelerin yeniden başlatılması, Kürt halkının ulusal varlık ve haklarının uluslararası düzeyde yasal bir güvence ve statüye kavuşturulması temelinde, kalıcı bir çözümle sonuçlanması için devreye koymasıdır.

ABD’Yİ KİTLESEL PROTESTO EYLEMLERİ

ABD yönetiminin mevcut Kürt politikasını protesto etmek ve Kürt sorununda barışçıl siyasi çözüme katkı sunmasını talep etme temelinde, Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD) ve 170 derneği bünyesinde bulunduran bağlı 10 federasyon olarak, 03 Ocak-31 Ocak 2012 tarihleri arasında, bir kampanya başlatıyoruz. Kampanyamız; ABD temsilcilikleri önünde kitlesel gösterilerden, toplu ve bireysel olarak protesto ve taleplerimizi içeren dosya ve mektupların ABD yönetimi ve Kongresine gönderilmesi, uluslararası alanda duyarlılık ve tavır geliştirilmesi gibi, çok yönlü eylem ve etkinliklerden oluşacak.

KÜRTLERE PROTESTO İÇİN ÇAĞRI

Kampanyamızın sonuç alması için başta Güney Kürdistan bölge yönetimi olmak üzere dört parçadaki tüm Kürdistani kurum, örgüt, parti, basın-yayın organları, aydın ve sanatçıların öncü düzeyde katılımını bekliyoruz. En önemlisi tüm yasak, baskı ve katliama varan saldırılara rağmen, ulusal varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama kararlılığını sürdüren yurtsever, fedakar, onurlu halkımızın her bireyinin, bulunduğu tüm alanlarda en aktif şekilde kampanyamıza katılacağına inanıyoruz. Yine Kürt halkına yönelik bu insanlık suçlarına karşı, barış, demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet savunucusu her ulus ve toplumdan tüm kesimleri, ulusal ve uluslararası düzeyde ilgili tüm kurum, örgüt, parti, basın-yayın organları ve kişileri, mazlum Kürt halkıyla dayanışmaya ve zulme karşı aktif tutum almaya çağırıyoruz.’’
AÇIKLAMAYI YAPAN KURUMLAR

Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD), Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM); Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu (FEYKA-KURDISTAN); İngiltere Kürt Dernekleri Federasyonu (FED-BİR); Avusturya Kürt Dernekleri Federasyonu (FEY-KOM); İsviçre Kürt Dernekleri Federasyonu (FEKAR-KURDISTAN); Belçika Kürt Dernekleri Federasyonu (FEK-BEL) ; Hollanda Kürt Dernekleri Federasyonu (FED-KOM) ; İsveç Kürt Konseyi (KURDISTKA RADET) ; Danimarka Kürt Dernekleri Federasyonu (FEY-KURD); Balkan Ülkeleri Kürt Dernekleri Federasyonu (FEK-BAL).

ANF NEWS AGENCY