28 Ekim 2011 Cuma

Almanya'da Roj TV Yasağı Kalktı

Leipzig - Almanya Federal Mahkemesi, Roj TV'ye ülke sınırları içerisinde getirilen tüm yasakları kaldırdı.

Leipzig'deki federal mahkeme, Avrupa Adalet Divanı’nın daha önce verdiği karara dayanarak Roj TV’nin Almanya sınırları içerisindeki faaliyet yasağı kaldırdı.

Mahkeme kararında savcılık makamının iddia ettiği gibi Roj TV’nin halklar arasında kin ve nefreti körüklemediği değerlendirmesinde bulunarak, aksine savcılık yasağının halklar arası birlikteliğe aykırı olduğunu kaydetti. Mahkeme, Roj TV’nin Almanya’da yayın ve faaliyetlerine devam edeceğine karar verdi.

Almanya Federal İdare Mahkemesi’nin Roj TV yayınlarının Almanya’da yasaklanıp yasaklanmayacağına ilişkin Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı’na yaptığı başvuruyla ilgili karar 22 Eylül günü açıklanmıştı.

Avrupa Adalet Divanı, ROJ TV’nin programlarının Almanya’da yayınlanmasını yasaklayamayacağına karar vererek, Roj TV’nin kapatılmasına ancak, programlarının denetiminden sorumlu Danimarka makamlarının karar verebileceğine vurgu yapmıştı.
Almanya İçişleri Bakanlığı, 2008 yılında, ROJ TV ve bağlı olduğu Mesopotamia Broadcast şirketinin Almanya’daki faaliyetlerine, 'halklar arasındaki uyuma aykırı programlar hazırladığı' gerekçesiyle yasaklamıştı. Yasaklama ile birlikte, Roj TV’ye program satan Wuppertal kentindeki Kürt prodüksiyon şirketi Wiko GmBH stüdyolarına baskın düzenleyerek, şirketin faaliyetlerini durdurmuştu.

Roj TV, Almanya Federal İdare Mahkemesine başvurarak karara itiraz etmiş, yasağın kaldırılmasını istemişti. Federal İdare Mahkemesi ise İçişleri Bakanlığı’nın yasak kararı alıp alamayacağına ilişkin Avrupa Adalet Divanı’ndan görüş istemişti.

Avrupa Futbolunda Irkçılık

Serdar Eroğlu
 

Amsterdam - Futbol Avrupalı beyazlar ve Latinlerin oynadığı bir spor olmaktan büyük oranda son 30 yıl içinde sıyrıldı. İngiltere birinci liginde 1970lerde parmakla sayılacak kadar siyahi oyuncu vardı. Bugün ise İngiliz milli takımının neredeyse yarısı siyahi oyunculardan oluşuyor.

Ancak gelgelelim halen en üst düzey futbol liglerinden biri olarak nitelendirilen Premiere Ligde milli takım düzeyindeki futbolcular ırkçılık suçlamasıyla sık sık karşılaşıyor.

Bunlardan sonuncusu İngiltere milli takım kaptanı John Terry ile Queen’s Park Rangers defans oyuncusu Anton Ferdinand arasında yaşandı. Scotand Yard ve İngiliz Federasyonunun incelediği olayda Terry’nin Ferdinan’a “seni siyah ...” diye bağırdığı iddia ediliyor.

Bu sene Premiere Lig’de yaşanan ilk ırkçılık suçlaması bu değil. Bir önceki hafta da Manchester United’lı Patrice Evra, Liverpool’lu Luis Suarez’in kendisine “zenci” diye hitap ettiğini açıklamış ve şikayetçi olmuştu.

İngiltere’de tarihe karıştığı düşünülen ırkçılığın üst düzey futbolcular arasında yeniden gündeme gelmesi ciddi bir endişeye neden olmuş durumda. Emre Belezoğlu gibi sicili kabarık futbolculardan başlayan bu sorun bugünlerde futbolun üst düzey isimlerini oldukça rahatsız ediyor. Emre Belezoğlu kısa İngiltere macerasında 1 kez ırkçı hakaretten ceza almış 2 kere de ırkçılıkla suçlanmıştı.

Futbol sahalarında ırkçılık aslında uzun bir süreden beri Avrupa ve dünyanın gündeminde. Ve sadece saha içinde değil.

Borussia Dortmund’un yıldızlarından Julio Cesar bir gece eğlenmek için gittiği bir gece kulübüne siyah olduğu için almamış ve bu nedenle başka bir takıma transfer olma talebinde bulunmuştu.
Hep ırkçı sataşmalara maruz kalıyorum

Daha trajik bir durum Almanya üçüncü liginde Leipzig ile Hallescher FC arasında bir maçta yaşanmıştı. Leipzig’in Nijeryalı ortasaha oyuncusu Adebowale Ogungbure’ye yönelik olarak sürekli “niger-zenci” diyerek hakaret eden taraftarlar bununla da yetinmeyip maymun sesleri çıkardı. Bir taraftar da üzerine tükürdü. Bu duruma çok sinirlenen Ogungbure tribünlerin önüne gidip bir eliyle Nazi selam vererek diğer eliyle de sus işareti yaptı. Ogungbure bu nedenle Alman polisi tarafından tutuklandı ancak 24 saat sonra serbest bırakıldı.

Ogungbure’nin olaydan sonra yaptığı açıklama da hala hafızalarda: “Oynadığımız maçların yarısında ırkçı sataşmalara maruz kalıyorum. Ama bu son tükürme olayı artık bu işin son raddesiydi. Ben Almanya’da kimsenin bir köpek ya da kedinin üstüne tükürdüğünü görmedim. Öyleyse neden benim üstüme tükürülüyor?”

İspanya ve İtalya liglerinde ise sık sık ırkçılık iddiaları gündeme geliyor. Özellikle taraftarlar tarafından yapılan ırkçı tezahüratlar nedeniyle birçok kulüp saha kapatma cezaları alıyor. Son olarak Aston Villa’lı Dalian Atkinson İngiltere’ye geri transfer olurken İspanya’yı terk etme sebebini ırkçılık olarak açıklamıştı.

İtalya’da Franck Rijkard ile Ruud Gullit’in ırkçılık nedeniyle Seria A’da başlattıkları eylem hala hafızalarda. İtalya Federasyonu ırkçılık konusunda belki de en az tedbir alan kurum olmakla ünlü.

İtalya’da birçok kulüp taraftarları ırkçı tezahüratlarıyla ün yapmış durumda. Örneğin bir grup Lazio taraftarı tribünlerde sembol olarak Nazilerin gamalı haçlı bayrağını kullanıyor. Hatta bir keresinde karşı takımın Yahudi taraftarları için “hepiniz Auschwitz’e aitsiniz” şeklinde bir pankart açılmıştı.

Japon oyuncular çekiniyor

Gözlemciler böyle giderse İtalyan futbol sahalarında siyah oyuncularının oynamasının imkansız hale geleceğine işaret ediyorlar. Japon oyuncuların Avrupa’da futbol oynamaktan çekinmelerinin en büyük sebebinin ırkçılık olduğu belirtiliyor. İtalya liginde Reggio de Calabre’nin orta saha oyuncusu Shunsuke Nakamure’ya yapılan ırkçı saldırı Japonya’da büyük bir tartışma konusu olmuştu.

Fransa’da Paris Belediye Başkanının PSG stadyumundaki ırkçı tezahüratlar konusundaki endişeleri ifade ettiği sene Stade de France’ta 90 dakika boyunca anti-semitist marşlar söylenmiş ve Hapoel Tel Aviv taraftarlarıyla çıkan olaylar sonucunda bir kişi ölmüştü.

Orta ve Doğu Avrupa stadyumlarında da anti-semitizm oldukça güçlü. Polonya, Macaristan, Slovakya ve Romanya’da birçok takımın taraftarları arasında ırkçı-faşist gruplar bulunuyor. Bu ülkelerde siyahi futbolcular sık sık ırkçı saldırılara maruz kalıyor.

Avrupa’da ırkçılığa karşı gerek futbol federasyonları gerekse de UEFA birçok önlem almasına rağmen özellikle hak kuruluşları bu önlemlerin tümünün yetersiz ve çok hafif olduğu eleştirisinde bulunuyor. Mevcut kurallara göre taraftarların karıştığı ırkçılık olaylarının cezası 1300 euro para cezası. Yasada hapis cezası bulunsa da henüz hiçbir mahkeme bu yola başvurmadı.

Bir gün sahayı terk edeceğim

Futbolcular içinse ceza 3-5 maç arası oynanamama olarak belirlenmiş. Bunun yanında yüklüce bir para cezası var tabii ki. Ancak yeşil sahalarda Lazio’lu Di Canio dışında faşistliğiyle nam salmış çok az futbolcu var. Problem daha ziyade tribünlerde. Ama yine de futbol cemaatindeki örnekler tabii ki çok daha popüler. İşte bazı örnekleri:

- İspanya milli takım teknik direktörü Aragones Henry arasındaki tartışma futbol dünyasına büyük damga vurdu. Aragonesin Jose Antonio Reyese Henry'i kastederek, ''çık o pis zenciyi sahadan sil'' demesi ve bunun basına yansıması tepki çekti. İnsanlardaki kötü imajını silmek için basına demeç veren teknik adam ''Ben onu oyuncum motive olsun diye söyledim'' dedi. Bu demeç insanların gözünde değersizdi. Henry’nin ırkçı hareketlere maruz kalması sadece bununla ibaret değil. İngiltere haricinde hemen her ülkede ırkçı tezahüratlarla karşılanıyor Fransız futbolcu. PSV maçında yine bu tarz ırkçı hareketlerle karşı karşıya gelen Henry maçtan sonra yaptığı açıklamada ‘Bir gün bu sahayı terk edeceğim. O zaman yetkililer bunun önemini daha iyi anlayacaklar’ açıklamasını yapmıştı.

Etoo’nun maruz kaldıkları

- Etoo... Barcelona’nın yıldız ismi Etoo, İspanya’da ırkçı hareketlere en fazla maruz kalan isimlerin başında geliyor. Neredeyse her maçta maymun tiplemeleriyle yüz yüze gelen Etoo’ya en ağır laf Athletic Bilbao teknik direktörü Javier Clementeden geldi. Bir dönem İspanya milli takımını da çalıştıran tecrübeli teknik adam A.Bilbaolu futbolcu Unaiye tüküren Etoo’ya ‘Düne kadar ağaçta oynayanlar şimdi yere inip insanlara tükürüyor’ açıklamasını yaparak onu maymuna benzetti. Etoo’nun, Getafe maçında maruz kaldıkları da hala akıllarda...

- Futbolcular çeşitli ırkçı semboller yaparak futbolu çirkinleştiriyorlar. Bu konuya en büyük örnek İtalyanların yıldız (!) ismi Paolo Di Canio. Neo-faşist selamı vererek büyük bir kesimden tepki alan Di Canio bunun Roma Selamı olduğunu ifade etti ve Lazio’nun iyiliği için bunu bir daha tekrarlamayacağını açıkladı. İtalyan futbolcu Livorno ve Juventus maçlarında yaptığı selam yüzünden 7000 euro ve 1 maç ceza aldı.

- Sturm Graz M.United maçı... M.United Sturm Grazı yeniyor ve Avusturya Kulübünün Başkanı Hannes Kortnig gelen tepkiler üzerine şu açıklamaları yapıyor: Biz koskoca Manchester Uniteda karşı kaybettik. Sıradan bir zenci sürüsüne değil

- 1916daki Güney Amerika Kupasında Uruguay Şiliyi 4-0 yenince Şili heyeti maçın iptalini istemişti. Nedeni ise öyle çirkindi ki. Onlara göre Uruguay maçta 2 siyahi futbolcu oynatmıştı. Onlar insan değildi ve bu maç iptal edilmeliydi.

ANF NEWS AGENCY

Kaddafi'nin İnfaz Emrini Obama ve Sarkozy Verdi!

Paris - NATO ilk kez bir devlet liderini katletti, hem de tüm dünyaya izlettirilerek. Tunus’ta bir kıvılcımla başlayan isyanların yayıldığı bir sırada Libya’ya yapılan askeri müdahalede yedi ay teslim alınamayan Muammer Kaddafi, önce linç sonra da infaz edildi. Ülkede tam bir katliam yaşandı, ama kimse bahsetmedi. Buna karşın tüm dünyaya izlettirilen Kaddafi’nin linç edilmesi, “devrim” olarak kutlandı. Batılılar Kaddafi’den kurtularak kendi kirli ilişkilerini mi örtmek istediler? Kaddafi’nin bu şekilde katledilmesi, Ahmedinecad ve Esad’a bir mesaj mıydı?

Kaddafi’nin ölümü tüm batılı ülke liderleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Onlara göre dünya bir tirandan kurtuldu. Hatta Fransız hükümet yetkilileri, Libya’ya savaş uçaklarını ilk gönderen Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’yi “insan hakları şampiyonu” ilan etti.

Barbar bir eylem üzerinden özgür bir gelecek nasıl inşa edilebilirdi? Kaddafi’ye yönelik kolektif ve medyatik linçe yol açan gerçek nedenler nelerdi?

Yargısız infaz sadece “muhalif” olarak adlandırılan Batı yanlılarının basit bir “intikam eylemi” olarak değerlendirilemez. Bu aynı zamanda NATO’nun 7 aydır teslim alamadığı Kaddafi’ye karşı bir “intikam” olarak değerlendirilebileceği gibi, kirli ittifak ve ilişkilerini gömmenin girişimiydi.

Benzer bir tabloya Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i alelacele asılmasında, El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in cesedinin sulara gömülmesinde, Afganistan ve dünyanın diğer yerlerindeki savaşlarda da tanık olduk. Ancak bir devlet lideri ilk kez bu kadar korkunç bir şekilde katledilerek, tüm dünyaya izlettirildi.

İNFAZ EMRİNİ SARKOZY VE OBAMA VERDİ

Diğer yandan Kaddafi'nin korkunç ölümü sıradaki ülkelerde de “eğer teslim olmazsanız, sonunuz böyle olacak” mesajıydı. Özellikle de İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ve Suriye Devlet Başkanı Beşar el Esad’a yönelik.

Libya devrik liderinin ölümü ardından ilk açıklama yapanlar arasında bulunan ABD Başkanı Barack Obama, “Arap dünyasında, halk hak talep etmek için ayağa kalktılar. Gençler diktatörlüğü reddediyor. Ve onlara onurlarını vermeyi reddeden yöneticiler, bunu başaramayacaklar” dedi.

Fransız “Le Canard Enchaîné” gazetesine göre Kaddafi’nin infaz emrini Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Obama verdi. İddiaya göre Fransa, Kadhafi ve oğullarından birinin Sirte’de olduğunu Ekim ortasından beri biliyordu. Amerikalılar Kaddafi’nin yerini 19 Ekim’den itibaren tespit etmişti. Sirte’nin yoğun bir şekilde bombalanmasının nedeni de buydu. Predatörlerle birlikte Amerikan ve Fransız özel birlikleri Kaddafi’yi avlama operasyonda bizzat yer alıyorlardı.

Operasyonun koordine merkezi ise Paris’teydi. Planlama ve Operasyonları Yürütme Merkezi (CPCO), Askeri İstihbarat Müdürlüğü (DRM) ve İç Güvenlik Genel Müdürlüğü’nde (DGSE), Sirte’deki 50 kadar COS (Özel Operasyonlar Komutanlığı) üyeleri ile bağlantı halindeydi.

BM KARARINDA İDAM YOKTU

“Kaddafi Washington ve Paris tarafından idama mahkum edildi” başlığını taşıyan haberde, Libya devrik lideri ve aile bireylerinin fiziki imhası için talimat verildiği belirtiliyor. Bir Fransız diplomat, NATO’nun müdahale etmesine onay veren BM kararlarında idam cezasının olmadığına dikkat çekiyor.

Kaddafi’nin korkunç ölümünün “Arap baharı”ndaki yeri neydi? Kuşkusuz, Batılı güçlerin çıkar savaşları ve kirli amaçları dışından başka bir yeri yok. Libya’ya müdahalenin başından bu yana tek yanlı bilgi tüm dünyaya pompalandı. Ülke içerisinde Kaddafi yanlısı dev gösterilere hiçbir zaman yer verilmedi. NATO’nun ülkedeki infazları da hiçbir şekilde işlenmedi. Oysa görüntüler Sirte’nin bombardımanlarda yerle bir edildiğini gösteriyor.

TRABLUS’TA 1300 KİŞİYİ KATLETTİLER

Batılı liderler ve büyük medya grupları Kaddafi’yi halkı tarafından nefret edilen bir diktatör olarak sundu. Oysa bir bağımsız bir İngiliz gazeteci olan Lizzy Phelan gözleri yaşlı kendi tanıklığını anlatırken, Batılı medyanın 6 milyon nüfuslu ülkede 1 Temmuz günü 1,7 milyon kişinin Kaddafi’ye destek için Yeşil Meydan’da toplandığına yer vermediğini söyledi. Yine Tarhuna, Surppa, Beni Welid, Sirte ve ülkenin diğer yerlerinde sokaklara dayanışma için çıkanlardan da bahsedilmedi.

İki küçük kent olan Marj ve Zlitan’da öldürülen 33 çocuk, 32 kadın ve 22 erkeğin Ağustos başında defnedildiklerine tanık olduğunu söyleyen Phelan, bunlardan da kimsenin bahsetmediğini vurguladı. Batılı güçlerin “Halk Kaddafi’den o kadar nefret ediyordu ki Trablus hiç direnmeden teslim oldu” dediklerini ancak bu kentte 1300 kişinin katledildiği ve 900 kişinin yaralandığından söz edilmediğine dikkat çekti.

KENDİ KİRLİ İLİŞKİLERİNİ GÖMDÜLER

Fransa, İngiltere, İtalya Kaddafi rejimi ile en fazla ilişki içinde olan ülkelerin başında geliyordu. Sarkozy’nin 2007’deki seçim kampanyasının da Kaddafi tarafından finanse edildiği, 2008’de Kaddafi’ye özel bir zırhlı araç satışına onay verdiği belgeleriyle ortaya çıktı. Savaşın başında “muhalif” olarak sunulan Libyalılarla petrolden yüzde 35 pay kapan ülke de yine Fransa olmuştu. Libya’ya 2003’te ambargonun kaldırılması ardından Batılı silah lobileri hızlı bir şekilde harekete geçmiş, Avrupa ülkelerinin Libya ile 2005’te 72 milyon silah pazarı gelirlerini, 2009’da üçe katlayarak 344 milyon euroya çıkarmıştı. Silah sağlayıcılarının başında da sözkonusu üç ülke geliyor.

Libya’lıların acıları veya özgürlük özlemlerinin tüm bu çıkar ilişkilerinde hiçbir yeri yok. Bu liderler için tek önemli olan kendi siyasi ve ekonomik çıkarları. Libya’ya sundukları da bir “linç devrimi” oldu. Öylesine korkunç bir şekilde sunulmasına rağmen, adına “devrim” veya “özgürlük” dediler. Kaddafi’nin yargılanmadan katledilmesiyle batılılar tıpkı Irak’ta olduğu gibi en kirli ilişkilerini de gömdüler.

NEREDE DEVRİM VE İNSANLIK ONURU?

Peki devrim veya insanlık onuru bunun neresinde? Gerçek özgürlükçülerin Kaddafi’ye de hiçbir sempatisi yok. Ancak Libya’ya hangi özgürlük bahşedildi? Kaddafi döneminde Libya’da yaşam nasıldı, bundan sonra nasıl olacak? Tek yanlı pompalanan haberlerle Kaddafi korkunç bir canavar olarak sunuldu ve askeri müdahale yapıldı. Kaddafi'nin yerine getirilen "muhalifler" ise ilk elden şeriat ilan etti.

HALKLARIN BAHARINA KORKUNÇ BİR DARBE İNDİRİLDİ


Libya’ya müdahale, Tunus’ta özgürlük için başlayan halk ayaklanmalarına vurulan korkunç bir darbe oldu. Batılı ülkeler, hakların özgürlük taleplerinin sınırlandırmak, çerçevelemek ve kendi tercihlerini onlara dayatmak için bu müdahaleyi yaptılar. Onlar için özgürlük taleplerinin hiçbir değeri yok.

Bu olaydan çıkarılacak bir ders varsa eğer, o da kapitalist güçlerin halklara verebileceği hiçbir özgürlüğün olmadığıdır. Yine, Kaddafi de tıpkı öncekiler gibi iktidar ve gücün mutlak olmadığını anlayamadı. Ancak Kaddafi’nin Obama, Sarkozy, İtalyan Başbakan Silvio Berlusconi ve İngiliz mevkidaşı David Cameron'u sevindiren bu ölümü, Libya’nın özgür bir gelecekten uzak olduğunun da en açık göstergesi oldu.

Er Ramazan Yüce'ye Hayatı Zehir Ettiler


Dağlıca baskınında gerillalar tarafından esir alınan ve bir süre sonra serbest bırakılan er Ramazan Yüce sivil hayatta başına gelmedik kalmadı. İş ararken sürekli 'sen vatan hainisin, sana iş yok' cevabıyla karşılaşan Yüce, en son bulduğu işten ise TEM polislerinin işyeri sahibini tehdit etmesiyle kovuldu. Yüce, çatışmada aldığı yaradan dolayı tedavi için gittiği doktor bile "git örgüt seni tedavi ettirsin" denilerek, tedavi edilmedi.

HPG'nin 2007 yılında Dağlıca Tabur Komutanlığı'na yaptığı saldırıda 12 asker yaşamını yitirmiş, 17 asker yaralanmış, 8 asker de gerillalar tarafından esir alınmıştı. Daha sonra serbest bırakılan askerlerden Kürt kökenli Ramazan Yüce, Roj Tv kameralarına yaptığı konuşma ve gerillaların telsiz konuşmalarını yanlış tercüme ederek saldırıya zemin hazırladığı gerekçeleriyle altı ayrı suçtan askeri ve sivil mahkemelerde yargılanmış, askeri cezaevine konulmuştu. 

"HERŞEYİ ÜZERİNE AL"

Dağlıca baskını sonrası gittiği hemen hemen her yerde çok haksızlığa uğradığını dile getiren Ramazan Yüce, yaşadıklarını ANF'ye anlattı. "Hem çatışmada yaralandık, hem de esir düştük. O da yetmezmiş gibi askeriye bu sefer bizi tutukladı. Bütün bu yaşadıklarım Kürt olmamdan kaynaklı" diyen Yüce, Askeri soruşturma sırasında askeri yetkililer kendisine, "Her şeyi üzerine al bu dosyayı kapatalım" dediğini, kendisinin ise "Ben arkadaşlarımı korumaktan başka bir şey yapmadım" diye cevap verdiğini söyledi.

"HERKESE İŞ VAR, AMA SANA YOK"

Askeri cezaevinden çıktıktan sonra Mersin'e ailesinin yanına gelen ve çalışmak için onlarca yere başvuru yapan Yüce, sürekli işyeri sahiplerinden, "Biz herkesi çalıştırırız, ama seni çalıştıramayız. Çünkü sen vatan hainisin" cevabını almış.

ZAR ZOR BULUNAN İŞE TEM ÇOMAĞI!

Ancak Yüce, bir süre sonra bir işyerinde iş bulsa da, bu sefer de peşini TEM polisleri bırakmamış. İşyerine TEM polislerinin gelerek, işyeri sahibini "Sen vatan hainini nasıl çalıştırıyorsun, sen onu çalıştırırsan biz de senin iş yerini çalıştırmayız" diyerek tehdit ettiğini belirten Yüce, bu tehditten sonra işyeri sahibinin kendisinin sigortasını iptal ederek, işten çıkardığını söyledi.

DOKTOR: GİT SENİ ÖRGÜT TEDAVİ ETSİN

Baskında aldığı yaralardan dolayı Mersin Devlet Hastanesi'ne tedaviye giden Yüce, hastanede de dışlanmış. Tedavi için gittiği beyin cerrahının kendisine, Ramazan Yüce, "Ben teröristleri, vatan hainlerini tedavi etmem. Senin burada ne işin var? Git dağa örgüt seni tedavi etsin" dediğini aktardı.

MUHTARLAR: "İKAMETGAHINI DOĞUDAN AL"

Mersin'de gördüğü baskılar ve dışlanmalar yüzünden başka şehirlerde iş arayan Yüce buralarda da aynı sıkıntılarla karşılaşmış. Çalışmaya gittiği İzmir ve Balıkesir'de ikametgâh almak için muhtarlıklara yaptığı başvuruya muhtarlar da aynı şekilde yanıt vermişler. Yüce, "Muhtarlar bana "Sen vatan hainisin, evladım senin burada ne işin var? Doğuya git, sana orada ikametgâh versinler, biz sana veremeyiz" dediler. Çok zorluklar yaşadım" dedi.

"BİR DAHA GATA'YA GELME"

Baskın esnasında kendisiyle birlikte yaralanan arkadaşlarının halen GATA'da tedavi gördüğünü, oysa kendisinin GATA'ya tedavi amaçlı gittiğinde doktorların, "senin bir şeyin yok, bir daha buraya gelme" dediğini ve buna anlam veremediğinin ifade eden Yüce, "Vücudumun birçok yerinde halen şarapnel parçaları varken ve kafamdaki kanamalar halen devam ederken GATA'daki yetkililerin beni tedavi etmemeleri manidardır" diye konuştu.

Birand: Devlet BDP'lilere Düşman

Gazeteci Mehmet Ali Birand, bugünkü yazısında Devleti temsil edenlerin yılların birikimiyle BDP’ye ters baktıklarına dikkat çekerek, “Açık söylemek gerekirse, BDP’lileri düşman gibi görüyorlar” diyor. Birand, bölgenin çoktan bölünmüş olduğunu belirterek, “Bölgede iki devlet var. Biri BDP-KCK oluşumu, diğeri de T.C Devleti” diye belirtiyor.

Posta gazetesindeki “Devlet BDP’lileri yanına çekmedi” başlıklı köşe yazısında, Van depreminde yaşanan karmaşanın nedenlerine cevap arayan Birand’a göre bu karmaşanın temelinde BDP ile devlet çekişmesi yatıyor. “Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir bölümü, her aksaklığın faturasını devlete çıkarıyor. Devlet de BDP' lilere kucak açmıyor, hatta çalışmalardan dışlıyor. Van'da her attığım adımda bir KCK temsilcisiyle karşılaştım. Ateş püskürüyorlardı. Eğer bir olay çıkmadıysa, bunda Van Belediye Başkanı Bekir Kaya' nın çok rolü oldu. Deprem bölgesinde geçirdiğim günlerde, fazla konuşulmayan, fazla üstüne gidilmeyen bir garipliği hissettim.”

“Ortada açıkça bir devlet- BDP çekişmesi var” diyen Birand, Devleti temsil edenlerin, yılların birikimiyle, BDP' ye ters baktıklarına işaret ediyor.

Birand yazısında devamla şunları belirtiyor: “Belki tepedeki yetkililer değil. Örneğin, koordinasyonu yürütmekle sorumlu olan Vali Münir Karaloğlu ile konuştuğunuzda farklı bir yanıt alıyorsunuz. Ancak onun hemen alt kadrolarına indiğinizde durum değişiveriyor.

BDP’LİLERİ DÜŞMAN GİBİ GÖRÜYORLAR

Dün de değinmiştim.

Vali ‘Koordinasyon merkezine gelmediler, bir defa bile uğramadılar. Davetiye mi çıkarmamız gerekir’ derken, tüm teşkilatının işbirliğine hazır olduğuna dikkat çekiyordu. Ben Vali'nin içtenliğine inanabilirim de aynı şeyi konuştuğum diğer devlet temsilcileri için söyleyemem.

Kimseyi de suçlamak niyetinde değilim.

En küçüğünden yukarıya doğru devlet bürokrasisi ve güvenlik güçleri BDP' ye farklı bakıyorlar... Tepeden bakıyorlar... Bu şekilde koşullanmışlar. BDP' yi ülkeyi bölmek isteyen bir güç olarak gördüklerinden dolayı refleksleri hep aleyhte işliyor.

Açık söylemek gerekirse, BDP’lileri düşman gibi görüyorlar.”

POLİS YÜKSEK SESLE ŞİKAYET EDENLERİ DAĞITIYOR


Sokaklarda da havanın aynen böyle olduğunu ve genelde kuşkucu bir yaklaşımın var olduğunu yazan Birand, yüksek sesle şikayet edenlerin polis tarafından dağıtıldığına işaret ediyor.

Birand şöyle devam ediyor: “Sivil toplum örgütlerinden veya BDP’li olduğu bilinen derneklerden gelen telefonlara yanıt verilmiyor... Pasif bir sırt dönme var... Sokaktaki şikayetleri dahi

BDP' lilerin organize ettiklerine, yardımları engellediklerine inanıyorlar. Bu partiyi kendilerine bir engel olarak niteliyorlar.

Diğer bir gizli kurgu, halkın tepkilerini belediyelere yönlendirme çabasında da hissediliyor. Belediyelerin hiçbir şey yapmadıklarını söyleyen, belediyelerden hesap sorulmasını isteyen devlet yetkililerinin dillerinin altında BDP'ye prestij kaybı sağlama çabası da yok değil.

Van ikiye bölünmüş bir yer. Yarısı BDP'li, diğer yarısı Ak Parti'li. Devlet ikinci kesimle daha kolay ilişki kurabiliyor, daha rahat işbirliği yapabiliyor.

Tabii o zaman da ayırımcılık filizleniyor.”

BÖLGEDE İKİ DEVLET VAR

Birand’a göre bölgede iki devlet var: “Bölgedeki KCK oluşumunu bu defa gözlerimle gördüm. Kimse kimlik kartını gösterip ‘Bak ben KCK'lıyım’ demiyor tabii. Ancak biraz konuştuğunuzda durumun vahametini hemen anlıyorsunuz. T.C. Devleti ne kadarını hapse atarsa atsın, KCK hemen boşluğu dolduruyor .

Bölgede iki devlet var. Biri BDP-KCK oluşumu, diğeri de T.C Devleti.

Bu iki gücün arasında derinden derine bir yarış, bir rekabet olduğu açıkça hissediliyor.

T.C Devleti çok güçlü. Polisi, askeri, parası ve dev olanaklarıyla yenilmesi son derece zor bir olgu. Ancak halkın kalbini çalan, halkın inandığı ses ise, BDP- KCK örgütü.

Türk Devleti ile karşılaştırdığınızda tabii ki daha zayıflar, ancak sesleri yüksek çıkıyor. Özellikle devlet tarafından yeterince bilgilendirilmedikçe, dışlandıkça, istedikleri gibi hareket yeteneğine kavuşuyorlar.

Üstelik kızgınlar.

BÖLGE ÇOKTAN BÖLÜNMÜŞ

KCK tutuklamaları, BDP'nin adam yerine konmaması onları çileden çıkarmış durumda. Güçlerini ancak sokakta gösterebiliyorlar. Yine de Van Belediye Başkanı Bekir Kaya'nın sertleşmeye prim vermemesi, sorunları yumuşaklıkla çözmek istemesi, birçok olayın önlenmesini sağlamıştır. BDP sürtüşme peşinde koşmuyormuş izlenimini veriyor. Türkiye'nin her bir yanından yardım yağarken, inanılmaz bir destek kampanyası yaşanırken, sokakları ateşe vermek istemiyorlar. Aslına bakacak olursanız, onlar da karşı karşıya kaldıkları bu sevgi yumağından etkilenmişler. Memnuniyetlerini de pek gizlemiyorlar. Ancak onların derdi devletin yaklaşımı...

Bizler istediğimiz kadar birliktelik nutukları atalım, devletin şefkat dolu elinden söz edelim, bölge çoktan bölünmüş bile. İnsanların kafalarında bölünmüş. Siyah ve beyaz gibi. Kürt kökenli vatandaşlarımızın bir bölümü Ak Partili olmuş ve Erdoğan ne derse ona inanıyorlar. Diğer bir bölümü ise İmralı ve Kandil'e inanıyor.

Bizlerin, bu durumu görmemezden gelerek bir yerlere varabileceğimizi de sanmıyorum.

Tren kaçmış...

Treni tekrar yakalamanın tek yolu temelden bir tutum değişimi gerektiriyor. Buna da kimsenin niyeti yok. Kavga, dövüş, silah ve tehditle gidilebilecek hiçbir yerimiz yok. Halklar arasındaki uçurum da giderek artıyor. Bunu görmek için birkaç günlüğüne bölgeye gidip sokaktaki insanları dinleyin, ardından da resmi yetkililerin nabzını tutun yeter.”

Van Depremi Hakkında Amerika'dan Şok Eden İddialar (VİDEO)

video

Cöneyt Özdemir'den Başbakan Erdoğan'a Cevap: 'Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır' (VİDEO-Haber)

video
'Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' diyen Cüneyt Özdemir, Başbakan’a çok sert cevap verdi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün yaptığı medyaya yönelik "Olayları çarpıtıyorlar" eleştirilerine 5N1K programının yapımcısı Cüneyt Özdemir cevap verdi. Özdemir, cevabında nezaket sınırları içinde kalsa da sert ifadeler kullanmaktan geri durmadı.

Başbakan'ın medya eleştirileri içinde Cüneyt Özdemir'in deprem bölgesinde yaptığı köy röportajları da yer almıştı. Eleştiriye cevap veren Özdemir ise yaşadıklarını hiçbir şekilde saptırmadan aktardığını anlattı. Erdoğan'a 'haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır' diyerek seslenen Özdemir 'acaba Başbakan bu habere ne der?' diyerek gazetecilik yapmadığını söyledi.

İşte Özdemir'in Başbakan Erdoğan'a cevabı:
'HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR'
"Başbakan'ın kızdığı o gazeteci bildiğiniz gibi benim. Bizim gazeteci olarak görevimiz olumlu ya da olumsuz bütün bilgileri kamuoyuyla paylaşmak. Depremde evini, yakınlarını kaybetmiş 50-60 yaşındaki köylüler eğer yardımların yetersizliğinden yakınıp omuzları sarsıla sarsıla karşımda ağlıyorsa benim görevim o köylünün çaresizlik gözyaşlarına bakıp 'acaba Başbakan bu habere ne der?' deyip arkamı dönmek değildir. Tam tersine o gözyaşlarını daha yere düşmeden alıp kamuoyunun ve Sayın Başbakan'ın önüne koymaktır. Bu benim için sadece gazetecilik değil vicdan meselesidir. Başbakan'ın çok sevdiği o sözdeki gibi ifade edersek durumu 'haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır'

Erciş’ten Mektup: ‘Acıda Ayrımcılık Var’

Erciş’teyim.  Acının merkezinde…

Bugün yardım paketlerinden çıkanları görünce, depremden sonra ikinci kez sarsıldık. Kimseye inanamıyoruz artık. Bugün çok vurdular yüreğimize. Ben çadırı faşist zihniyetin elinden zorla, güçle alabildim, ama daha alamayanlar var ve hava çok soğuk. Sizden tek ricam iğrenç faşist ayıpları duyurun!

Olay günü şahsım, ailemden önce, mahsur kalmış Batılı öğretmenleri kurtardım. Bu yaptığım şey hayatıma anlam kattı, vicdanımı salıverdi. O durumda din, ırk ayrımı yapmadık, düşünmedik, zaten yapmayız da, faşist bile olsalar. Ama AKP hükümeti ve onun zihin mahkumları, Van’a ve Erciş’e yardım etme değil,  oylarını kurtarma çabasındaydı. Bunu gördük. Hemen konuyu açayım size. Çadırlar şehrin 10 km dışında bulunan komanda bölüğünde dağıtılıyor ve bunu almak için önce saatlerce kuyruk bekleyip Kaymakamlık’a isim yazdıracaksınız.  5 saat bekledikten sonra yazdırdığınız isimler okunacak, ve artık arabası olan komandoya gidebilir o kağıt parçasıyla! Yoksa yayan gidiyor insanlar yağmurun altında ve yine 5-6 saat bekledikten sonra çadırı veriyorlar. Yeni bir sorun, bu kez de çadırı eve getirecek araç yok! Anlayacağınız yardımı gözümüze sokuyorlar ama ne anlatmaya çalışıyorlar burda tam anlamadık… İsyan çıkardık, ‘Neden mahalle mahalle dağıtmıyorsunuz?’ dedik, ‘Çadırları geri alabilmek için’ dediler. İkinci bir konu da, AKPli vekil burda ilk kendi yakınlarına ve oy verenlerine dağıttı çadırları. Sivillerden gelen yardımlara da ordu el koydu bunun sebebi de yardım orginizasyonunu Çelebibağ Belediyesi’ne bırakmak istememeleri, çünkü Çelebibağ Belediyesi BDP’nindir.

Canlı yayın Tvleri sadece enkazları gösteriyor ve Kızılay çadır kentini kameraya alıyor. Köyler ve mahalle araları hiç iyi değil. Bazı dernekler gösteriş için bu canlı yayın yapan Tv araçlarının yanında duruyorlar. Mahalle içine giren yok. Burda göze çarpan en çok Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin yardımları, kendileri mahallemize kadar geldiler, ama TVlerde yoklar.

Kaymakamlık ve komandonun önünde sırada bekleyen binlerce insan vardı akşamüzeri, yağmurun altında. Kesinlikle ihtimal vermiyorum hepsinin aldığına. Enkaz başında iken (bugün) polisin biri kaldırımda başka bir polisle konuşuyordu. “Bunlara yardım etmeyeceksin, kendi hallerine bırakacaksın’ diye başlayan cümle sırtını döndüğünden yarım kaldı, duyamadım…

Yıkıntılardan oluşan tozdan dolayı başım dönüyor iyi yoğunlaşamıyorum, kusura bakmayın ama dediğim gibi bu kurtarma tamamiyle ideolojiden kurtarma çabaları. Çok duygulanıyorum Güneydoğu’dan gelen yardımları görünce, tabii sivil kurtarma timlerinin de hakkı var. Deprem günü Dicle Üniversitesi’den bir grup Sosyoloji ve Tıp öğrencisi kendi imkanları ile Erciş’e gelmişler, bugün onlarla tanıştım. Bize yardım ettiler. Rektörlük onlara araç vermemiş, otoparkta onlarca aracı olmasına rağmen. Ben de onların bu duyarlılığını karşılıksız bırakmadım. Çevre illerden gelen siviller arabalarına ne bulmuşlarsa doldurmuşlar gelmişler, yemek karavanı bile. İnanın burda olsanız duygu selini siz de anlarsınız.  Hayatımda ilk kez ceset gördüm. İlk kez bir ceset dışında, onlarcasını gördüm. Bir de cesetlerin feci halini. Psikolojim bozuldu bu duruma, enkaza bakıp duruyorum günlerdir.

Bu duruma çok içerleniyorum çok, yapmacık gibi burda herşey, hükümetin amacı  Van’ı değiştirmek, burda gelecek seçimler için bir savaş var. Acı olan bir başka şeyse, bazı vicdansızların çadırları bir şekilde birinden alıp kamyonetlerin sırtında mahalleleri dolaşıp çadırı olmayanlara 150tl karşılığında satmasıdır. Askeriyenin kontrolünde olan bu çadırlar nasıl oluyor da bu kadar çok miktarda vicdansızların eline geçiyor, soru işareti…

Şuan bunları anlatırken bile artçı depremler oluyor, çadırda olmamıza rağmen dışarıya kaçıyoruz, kimi şiddetli artçılarda. İlk gün araçlarda yattık. İkinci gün bahçedeki çardakta kaldık. Bugün çok şükür çadır alabildik.

Prefabrik tuvaletler gönderdik dediler Tvlerde Bakan’lar. Ben bugün çok aradım şehir merkezinde 1 tane bulamadım. Nereye konuldu bu wcler lütfen ilgili makamlardan bilgi alır mısınız? Kadınlar için bu durum daha da zor, korkudan eve de giremiyorlar..

Son olarak PTT kargolarında taş, çakıl, tahta görünce ilk önce “bize inşaat için yapı malzemeleri mi gönderiyorlar” diye düşündük, ama daha altta bayrağı görünce yıkıldık.

Amed News Agency

“Hassas Vatandaşlar”

Bilindiği gibi bundan bi kaç gün önce PKK son yılların en büyük eylemlerinden birini yapmış ve yine sistemle, devletle sorunu olan Kürtleri ülke gündeminin en başına taşımayı başarmıştı.Bu saldırıdan sonra hassas vatandaşlarda iş başına gelmişti tabi.

Çukurcadaki baskından sonra yine en çok duyduğumuz ve duymak zorunda bırakıldığımız kelime öbeklerinden biridir hassas vatandaş.Evet hassas vatandaşlar yine iş başındaydı.Her saldırı sonra milliyetçi duyguları kabaran bu vatandaş türü Türk-Kürt kardeştir ayrım yapan kalleştir sloganları ve ironisiyle Kürtlere ait iş yerlerine,evlere ve bizzat Kürtlerin kendilerine büyük bir saldırı kampanyası başlattılar.Artık midye yemeyelim param PKK’ye gitmesinciler mi dersiniz, profil fotoğrafını dalgalı türk bayrağıyla süsleyip vatan kurtardığını sanan ergen zihniyetler mi dersiniz,üstü açık arabalarla teröre lanet yürüyüşüne katılıp yanındaki sarışın çıtırlarla başkasının kanı üzerinden kahramanlık yapanlar mı dersiniz vs vs hepsi iş başındaydı..Saldırı kampanyasının lince dönüştüğü yerlerde vardı tabi.Tıpkı Maraş'taki katliam gibi Elazığ’da da fitili yine dini söylemler ateşlemiş ve ırkçı gurup allahu ekber sesleriyle silahla hiç bi ilgisi olmayan geçim derdindeki kürt vatandaşla saldırmıştı ve yine gariptir ki kürt-türk kardeştir sloganları da arada duyulan ironilerdi.

Yine paylaşım sitelerine düşen bir video da izleyenlere kürt sorunu nedirin bir cevabı gibiydi.Maraşta ırkçı bir grup(ki bunlardan birinin polis olduğu anlaşılıyor) yakaladıkları bir kürdü türk bayrağı açarak yine o bilindik tekbir sloganlarıyla feci bir şekilde dövüyor azarlıyor hakaret ediyordu sanki yıllarca verilen savaşın ve başarısızlığın bütün günahı tek bir kişiye yüklenilmişcesine.Tabi yine bazı devlet erkanı olaylara temkinli yaklaşıyor misal Bülent Arınç “vatandaşlarımız acı yaşıyor ve hassas bir dönemden geçiyor.Her türlü protesto eylem yapma hakları vardır “ diyebiliyordu.Basın ise yine 1930lardaki rolünü oynuyor;savaş bölgesinde şakileri 100erli gruplar halinde kıstırıyor buluyor imha ediyor ve terk ediyordu.

Bunca hengame içinde herkesin yine unuttuğu bir halk vardı.Kürtler.Kimse Kürtlerin bu haberleri,bu olayları nasıl bir şekilde izlediğini düşünmüyor hatta kimse türk-kürt kardeştir ,bin yılık kardeşliğimiz bozamazlar şeklinde bir cümle haricinde Kürtlere değinmiyordu bile.Oysa kimse düşünmüyordu;Kürtler de acı çeker hisseder onlardı hassastır diye.Herkes türk analarının çığlıklarından dem vuruyor ve hassas türk vatandaşlarının acıdan dolayı yaptıkları kıyımı anlayıp yine Kürtlerinde aynı hassasiyete sahip olduklarını görmek istemiyordu.Yılllardır her cumartesi bazen gaz bazen coplu eylemlerle savaş dursun çağrısı yapan kürt anlarını kimse bugüne kadar görmüyordu.Hassas Türkler acılarından dolayı önüne çıkan kürdü lince kalkarken hassas kürt hiç bi olaydan sonra tek bit türkün evine,malına ve canına kastetmiyordu.Benim için öldürme diye ortaya çıkan sözüm ona bir takım duyarlı insan PKK'ye yaptığı çağrıların aynısını sonraki zamanda 100 PKK'li öldürdük diye büyük bir intikam hamlesi başlatan TC devletine yapmıyor susuyordu.

Tüm bunlar olurken sahi biz Kürtler ne yapıyorduk?Sadece ve sadece derin düşüncelere dalıyorduk.Hassaslık ölçüleri böyle gaddarca olan bir milletle gerçekten bir  beraberlik pollyannacılığa eşdeğer geliyordu.Sözüm şu ki dostlar bu kıyım bizi birleştirmeyecek ve ancak ayrıştıracak,vatan sağolmayacak şehitler de ölecektir..

Ersin Çağlar
A-Med News Agency

Japonya Medyası: “Wan Kürt Şehri Olduğundan mı Erdoğan Yardım Talebinde İsteksiz Davranıyor?”

JAPONYA- Wan’daki büyük deprem ve sonrasındaki TC Hükümetinin yetersizliği  Japonya medyasında da geniş yer buldu. Deprem ülkesi olarak bilinen Japonya medyası Wan için duyarlılık göstererek yayınlarında Wan’a sık sık yer veriyor.

Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış devletlerin yardım önerilerini reddetmesini şaşkınlıkla karşılayan Japonya medyası, Erdoğan’a   eleştirilerinin dozunu yükseltiyor.

Japonya’da günlük yayın yapan Yomiuri Shinbun gazetesinin bugünkü baskısında “Wan yoğunlukla Kürtlerin yaşadığı bir şehir olduğu için mi Erdoğan yardım talebinde isteksiz davranıyor?” yorumunda bulunurken, Ajansamed Japonya temsilcisi Terumi Matsusima’nın bildirdiğine göre, ırkçı Türklerin sosyal medyadaki depreme sevinen yorumları , Türk televizyonlarındaki Müge Anlı ve Duygu Canbaş gibi program sunucularının faşistçe açıklamaları  ve yardım kolilerinden çıkan çakıl taşı ve türk bayraklarının,  Japon halkının nazarındaki  Türk imajını yerle bir ettiği belirtiliyor.

Melike-Terumi Matsusima / AJANSAMED JAPONYA
( Twitter: @melikejaponya )
A-Med News Agency

Halk, Erciş Kaymakamlığına Dayandı (VİDEO-Haber)

video
VAN- Van Erciş'te başlayan yoğun yağmur nedeniyle çadır verilmeyen halk, Kaymakamlık binasına dayandı. "Kaymakam istifa", "Vali istifa" sloganını atan yüzlerce Ercişli, çadır istiyor. Ercişliler, AKP Milletvekili Fatih Çiftçi'ye de tepkilerini dile getiriyor.

Kaymakam ile görüşme ve çadır taleplerinin karşılanmasını isteyen Ercişliler, Kaymakamlık önündeki polis barikatını aştı. Yoğun yağmur yağışı altında bekleyen yüzlerce kişi isyan ederek Kaymakamlığın içine girmeye çalıştı. Halk ile polis arasında zaman zaman arbede yaşandı. Bu arada ilçeye çevik kuvvet polislerinin takviye edildiği öğrenildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Kızılay Başkanı Ahmet Lütfi Akar'ın 'ihtiyaç sahiplerine çadır verildi' şeklindeki açıklamalarına tepki gösteren Ercişliler, yoğun yağmur altında Kaymakamlık önündeki bekleyişlerini sürdürüyor.

Öte yandan kentte başlayan karla karışık yağmur gece boyu devam etti. Yüksek yerlerde kar yağarken, Erciş'te yoğun sağanak yağmur devam ediyor.

ERCİŞ KAYMAKAMI ORTADA YOK

Ercişliler Kaymakamlık önünde çadır talepli eylem yapıp, Kaymakamın istifasını isterken, Erciş Kaymakamı Ramazan Fani bulunamıyor. Polis telsizlerinden, "Kaymakam ortada yok. Telefonuna ulaşılamıyor" anonsları geçiyor. Kaymakamın istifa ettiği iddia ediliyor.

Bu arada Van ve Erciş'e yeterince çadır, battaniye ve yiyecek maddesi göndermeyen AKP Hükümetinin İstanbul ve İzmir'den polis sevkiyatı yapacağı öne sürüldü. Polislerin bugün deprem bölgesine ulaşacağı belirtiliyor.

KAYMAKAM MUHTARLARA DEVRETMEK İSTEDİ

Halkın isyan etmesi üzerine Kaymakamlık tarafından dün bir açıklama yapılarak, çadır ve diğer yardım malzemelerinin muhtarlar tarafından dağıtılacağı belirtildi. '300 haneli köye 50 tane çadır veririm kime isterseniz ona dağıtın' denilmesi üzerine muhtarlar çadır dağıtmayı reddetti. 34 köy ve mahalle muhtarı dün Van Valiliğine dilekçe vererek istifa etmişti.

BDP'Lİ BELEDİYELERİN YARDIMLARI ENGELLENİYOR

Gelen yardımları halka ulaştırılmazken, BDP'li belediyelerin yardımları engelleniyor.

Diyarbakır Belediyesi'nin gönderdiği iki tıra güvenlik gerekçesiyle el konularak yardımların halka dağıtılmasına engel olundu.

HPG Komutanlarından Rengin Botan: Türk Orudusu Hezimete Uğrayacak!

 HPG komutani_rengin_BotanHPG Anakarargah komutanlarından Rengin Botan, sınırı geçen Türk ordusunun gerilla güçlerinin hazırlıkları karşısında büyük bir hezimete uğrayacağını söyledi:

 Tarih onları teyit etmeyecek

HPG Anakarargah komutanlarından Rengin Botan, Türk ordusunun Çukurca eylemi sonrası erkene alınan Medya Savunma Alanları'na yönelik karadan da saldırısı ve gerillanın durumunu değerlendirdi.
Çukurca eyleminin de koordinasyonunda yer alan Rengin Botan, Türk devletinin askeri ve siyasi bileşenlerinin bütün afra tafralarına karşılık şu tarihi hatırlatmayı yaptı: „Tarih her zaman kendini güçlü ve üstün gösterenin söylediği sözü teyit etmediği gibi hep onun damgasını da taşımaya mahkum değildir. Tarih, bugün en doğru sözü, hakikat yolcusu Kürt özgürlük militanlarının görkemli meşru savunma direnişiyle söyleyerek bir kez daha gerçek anlamına kavuşacaktır."


İnanç, öz güç ve coğrafya

Gerilla güçlerinin 30 yıllık bir mücadele tecrübesi ve birikimine sahip; her süreçte kendisini yenileyerek profesyonel gerillacılık düzeyine ulaştığını belirten Rengin Botan, "24 saat gerillacılık" şiarıyla hareket etiklerini söyledi. Gerillacılığın avantajlarının bilinciyle başarı gücünü; ideolojik duruş, coğrafya ve özgüçlerinden aldıklarını kaydeden Rengin Botan, sayı ve teknik donanımın önemin yadsımamakla birlikte gerilla açısından bunun çok belirleyici olmadığını belirtti. Gerillanın bulunduğu her alanda özgürlük tutkusu, amacı ve maneviyatı ile sınırlı tekniğini coğrafyayla bütünleşerek ustaca ve yaratıcı bir biçimde kullandığının altını çizen Rengin Botan, „İnsanın azami gücünün zirveleştiği bir hakikattır gerillacılık" dedi. Dünyada hiçbir devlet ordusunun gerilla güçlerine karşı başarılı yöntem ve araçlara ulaşamadığını anımsatan Rengin Botan, „Dünyanın başta gelen sayılı ordularından sayılan Türk ordusu da benzer biçimde 30 yıla yakındır tüm araç ve argümanlarıyla savaşmasına karşın gerilla karşısında zerre kadar başarı elde edemedi, edemeyecektir" diye vurguladı.


Zulmün bütün araçları denendi

Nitekim Türk ordusunun tüm NATO'yu arkasına alarak; bütün bilimsel ve teknik gelişmelerle ordusunu mobilize ederek her türlü yöntemi uyguladığını kaydeden Rengin Botan, Türk ordusunun Kürdistan topraklarında bir işgalci güç olarak konumlandığına dikkat çekerek, şöyle devam etti: „Kürt halkı üzerindeki zulmünü çeşitli adlar altında derecelendirmektedir. JİTEM, Hizbul-kontra, koruculuk, özel dağ komandoları, özel harekat timleri, efeler, fatihler, hançer timleri, polis akademileri, ajanlaştırma yöntemleri ile gerilla güçlerimizi zayıflatmayı amaçlamıştır."


Paralı askerler de çaresizlik

En son Türk devletinin 'paralı asker' planının da bunların devamı niteliğinde olduğunu ifade eden Rengin Botan, „Maneviyattan kopuk, kendisine ait hissetmediği bir coğrafyada para için savaşan bir askerden başarı beklenebilir mi? Hatta bu insanların çoğu öldüğünde künyesi bile açıklanmayan kimliksiz unsurlardır. Çukurca'daki devrimci harekatımızda askerlerin tüm bu abartılı tanımlamalarına karşılık gerilla gücü karşısında ne denli zayıf ve çaresiz oldukları açığa çıktı. Parayla satın alınarak savaş meydanlarına sürülecek bir askerin herhangi bir amaç uğruna kendini feda etmesi düşünülebilir mi? Dolayısıyla bu son devrimci harekatımızla eski Genelkurmay Başkanı şahsında tartışmaya giren askerin  gerilla karşısındaki mukavemet zayıflığı ve gerillanın tartışmasız gücü bu sürece damgasını zaten vurmuştur" diye konuştu.  


'Kuş uçurtmayız' palavrası

Şehit Çiçek Devrimci Harekatı'nın normal bir eylem olarak ele alınamayacağını; bir çok eylemin iç içe, eşzamanlı yapıldığı, en sıkı tutulan karakol, tepe ve sınırlarının içerisine sızılarak karşı tarafın kalbinden vurulduğu bir eylemler dizisi olduğunu vrugulayan Botan, şunları söyledi: „Hakkari – Çukurca alanı düşmanın yıllardır en tahakkümlü karakol, tepe ve taburlarını yerleştirdiği bir alandır. Karakol ve tepelerin olduğu bu alanda 'kuş uçurtmayız' edasıyla işgalci güç niteliğini her defasında ilan ediyor. Ancak düşmanın tüm teknik ve taktik donanımına karşılık, gerilla güçlerimiz düşmanın içlerine kadar sızmış, en ummadığı zamanda ve yerde kalbinden vurmuştur. Bu operasyonel harekat gerillanın öz gücüne dayalı olarak yapılmıştır.


Şok, sarsıntı ve moral bozukluğu

Gerilla güçlerimiz eşzamanlı olarak büyük bir disiplin, ciddiyet, gizlilik, atiklikle 18 ayrı düşman hedefine aynı anda yönelerek yaptığı bu eylemle Türk ordusunda ciddi bir şok, sarsıntı ve moral bozukluğu yarattı. Aynı zamanda AKP'nin çözümsüzlük politikalarını da kökünden sarstı. Gerillanın tüm eylem biçimleri iç içe uygulandı. Şehir eylemi, baskın, sızma, suikast, darbeleme, pusu, taciz, çatışma, yanıltma vb. her çeşit eylem biçimlerinin bir arada yapıldığı bir eylemler dizisidir. Düşmanı en çok şaşırtan husus gerillanın bir nefeslik mesafede içine sızmasına karşılık fark edememesi ve şişinerek reklamını yaptığı teknik donanımının ve yenilmez Türk ordusu imajının kırılmasıdır."


Kürdistan dağlarının Kürtlerin direniş kaleleri özelliğine dikkat çeken Rengin Botan, „Tarih boyunca yarı gerillacılık yapan Kürtlerin öz evlatları olan özgürlük gerillaları, zorunlu ve paralı askerlerin karşısında her zaman mutlak zaferin sahibidirler" dedi.


Çukurca'nın askeri anlamı

Türk ordusunun örgütlenme sistemi dört dörtlük sisteme göredir. Yani bir takım dört timden, bir bölük dört takımdan, bir tabur dört bölükten, bir alay dört taburdan ve böylece tugay, tümen sırasıyla gider. Genellikle tabur sayıları 500 kişiden oluşur. 

Eylemlerimizin ana merkezi hedeflerinden bir tanesi Hakkari'nin Çukurca İlçesi merkezindeki konuşlanmış Türk güçleriydi. Ana giriş yeri olan Asayiş binası ve koruma mevzileri şehrin girişini kontrol eden en hakim yerlerden biriydi. Bunun yanı sıra jandarma Komutanlığı, Özel Harekat lojmanları, Emniyet binası, Çukurca Alayı, ve Çukurca merkezinin etrafında çevrelenmiş Kırkdokuz Karakolu, Çukurca Kalesi, Şahin Tepe, Casusan ve daha küçük çaplı bir çok koruma mevzisi mevcuttur. Bu karakollar ve tepelerin hepsi kendini ve çevresini koruyacak şekilde konuşlanmıştır. Hemen hemen hepsi her türlü teknik donanım; tankından termal kamerasına, havanından obüsüne ve bütün ağır ve orta otomatik silahlarına kadar her türlü askeri teçhizatlara sahiptir.


Çukurca merkezinin dışında ise yani hem Çukurca'yı koruma hem de sınır bölgesinin tahakkümünü sağlayan başka karakol, tabur ve tepeler de vardır. Sere Seve Taburu ve tepesi, Eriş Taburu, Bilican Alayı, Çukurca dışında alandaki en büyük gücün olduğu tahkimli yerlerdir.


Bunlarla birlikte hem bu taburların güvenliği hem de sınırın güvenliğini sağlayan Gıre, Tepe Şıker, Tepe Orte, Korek, Maruka, Xantepe; tepeleri de mevcuttur. Bu yerlerin hepsinde de en gelişkin teknikler bulunmaktadır. Bir iki yer hariç çoğunluğunda tank, hepsinde termal ve gece görüş dürbünleri, havanlar, obüsler, seri ve orta otomatik silahlar ve gerekli her türlü inkamlar bulunmaktadır.


Ayrıca özellikle bu tepelerin hepsi bulundukları sınır alanlarının en yüksek tepeleridir. Bu tepeler bir birini koruyabiliyor, birindeki açığı diğeri kapatacak şekilde ayarlanmıştır. Yani bir askeri gücün sahip olabileceği en üst olanaklara sahiptirler.


Bu kendi içindeki imkanların yanı sıra kısmi zaman dilimleri dışında sürekli keşif uçakları alanı denetlemektedir. Ayrıca Çukurca merkezine ait Skorsky helikopterleri de mevcuttur.


DEMHAT TOLHİLDAN – BEHDİNAN/Özgür Politika

BDP Van Raporu: Enkaz Altında Yüzlerce Kişinin Olduğu Tahmin Ediliyor

Ankara - BDP'nin bugün yayımlanan Van raporuna göre, Erciş'te kafelerin olduğu bölgede enkaz altında yüzlerce kişinin olduğu tahmin ediliyor.

BDP Van'da yaşanan depreme ilişkin yayımladığı raporunda, şehir merkezinde 50 binin üzerinde çadır ve mevsimden kaynaklı 100 binin üzerinde battaniye ihtiyacı olduğunu vurguladı.

BDP’nin depremle ilgili raporunda şu bilgiler yer aldı:

‘’Depremde en yoğun yıkımın yaşandığı Erciş'in merkezinde çok katlı binaların yüzde 80'i yıkılmıştır. Kentte 27 Ekim 2011'de saat 14.00 itibarıyla hala arama-kurtarma çalışmaları 50 binada devam ediyor. Arama ve kurtarma çalışmaları yetersiz. Kentin dinlenme alanları olan kafelerin olduğu bölgede enkaz altında yüzlerce kişinin olduğu tahmin edilmektedir.

Arama-kurtarma çalışmaları, sivil savunma, AKUT, çeşitli belediyelerden gönderilen kurtarma ekipleri, Erzurum, İstanbul ve diğer illerden gelen ekipler tarafından sürdürülüyor.

ERCİŞ'te iki bölgede çadır kent kurulmuştur. Çadır kentlerin toplam 2000 çadırdan oluştuğu belirtilse de yerel kaynaklar sayının 1000'in altında olduğunu ifade etmektedir.

Erciş Merkez ve köylerinde çok sayıda ölü ve yaralı olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Her saat değişen bilgilerden dolayı ilçe ve köy bazındaki kayıplar hakkında net bir bilgi alınamıyor. Erciş'e bağlı köylere 27 Ekim 2011 tarihi itibarıyla hala tümüyle ulaşılmamış, arama kurtarma çalışmaları tamamlanmamış ve hasar tespiti yapılmamıştır.

Erciş İlçe merkezi ve köylerde acil çadır ve battaniye ihtiyacı devam etmektedir.

ÖZALP İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır. Hasarlı bina ve ahırlar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılmamıştır.

Hasarlı binalar ve artçı sarsıntılar nedeniyle çoğu aile, evlerinin yakınlarında kendi imkânlarıyla yaptıkları, branda altında ya da naylon çadırlarda kalmaktadır. İlçeye Kızılay ya da başka kurumlar vasıtasıyla çadır ulaştırılmamıştır.
Özalp'ta gerçekleştirilen yardım kampanyasında 27 Ekim 2011 tarihine kadar 10 kamyon erzak, giyim ve battaniyeden oluşan yardım Erciş ve Van'a ulaştırılmıştır. Ayrıca 20 bin ekmek ve yardımları ilk günden itibaren halka ulaştırılmıştır.
ÇALDIRAN İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır, hafif hasarlı binalar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılamamıştır.

SARAY İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır, hafif hasarlı binalar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılamamıştır.

GÜRPINAR
İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır, hafif hasarlı binalar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılmamıştır. Ziraat Bankası dışında bütün resmi binalar kapalıdır.

Gürpınar'ın 44 haneli Gölardı köyünde evlerin ve ahırların % 80'inde hasar oluşmuştur; halkın çadır ihtiyacı bulunmaktadır. Yaklaşık 100 haneli Erkaldı köyünde % 50 hasar görülmüştür, halkın çadır ihtiyacı vardır. Yolaşan köyünde 8 ev kullanılamaz durumdadır. Bozyiğit ve Üçken köylerinde hasarlı evlerin olduğu bildirildi. Gürpınar'a bağlı bu köylere henüz yardım ulaşmamıştır.

BAŞKALE İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır, hafif hasarlı binalar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılmamıştır.

MURADİYE İlçe merkezi ve köylerde can kaybı bulunmamaktadır. Muradiye ilçe merkezinde ciddi hasarlı binalar vardır, sayı henüz verilmemiştir. 9 köyde hafif hasarlı binalar vardır. Kaymakamlık, hasar tespiti yapmıştır. Hasarların olduğu köylere çadır yardımında bulunulmuştur.

EDREMİT İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır. İlçe merkezinde 56 binada hasar vardır. Köylerde de bazı evlerde ve ahırlarda hasar vardır.

GEVAŞ İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır, hafif hasarlı binalar vardır. Resmi hasar tespiti henüz yapılmamıştır.

ÇATAK İlçe merkezi ve köylerde can kaybı olmamıştır, hafif hasarlı binalar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılmamıştır. Artçı sarsıntılar nedeniyle binaları ağır hasarlı olan vatandaşlar kendi imkanlarıyla yaptıkları naylon çadırlarda kalmaktadırlar.

BAHÇESARAY İlçe merkezi ve köylerde can kaybı bulunmamaktadır, hafif hasarlı binalar bulunmaktadır. Resmi hasar tespiti henüz yapılmış değildir.’’